Skip to main content

TLF ÖZEL: Kurşuna Dizilmeden Önceki Son Bakışlar. Yunanistan “200”lerin Kayıp Fotoğraflarıyla Yüzleşiyor


Seksen iki yıldır “Kesaryani’deki 200 direnişçinin” infazı, Yunanistan’da tanıkların anlattıkları, şiirler ve belleklere kazınmış isimler aracılığıyla yaşayan bir hikâyeydi; fakat bu trajedinin görüntüsü-vesikası mevcut değildi.

1 Mayıs 1944’te, çoğu komünist ve direnişçi olan iki yüz siyasi tutuklu Haydari kampından alınıp Atina’nın Kesaryani banliyösündeki atış poligonuna götürüldü ve Mora’daki bir gerilla pususuna misilleme olarak Nazi Almanyası mangası tarafından kurşuna dizildi.

Bu olay, Yunanistan Direniş Hareketi'nin en güçlü sembollerinden birine dönüştü: İşçi Bayramı’nın toplu bir fedakârlığa çevrildiği, anlatılara göre ölüme götürülürken direnişçilerin şarkılar ve marşlar söyledikleri, işgalci karşısında baş eğmeyi reddettikleri bir gün olarak tarihe geçti.

Ne var ki kuşaklar boyunca asıl an/vesika—bakışlar, duruşlar, duvara doğru yürüyüş—su yüzüne gelmedi; yalnızca sözler ve sessizlik içinde hayal edildi.

Bir Ulusu Sarsan eBay İlanı

Her şey 2026 Şubat’ının ortasında, eBay’de küçük bir açık artırma ilanının belirmesiyle değişti. İlan, II. Dünya Savaşı hatıraları alıp satan Belçikalı bir satıcı tarafından verilmişti.

Fotoğraf albümü, daha önce bilinmeyen ve bir Alman subayına atfedilen bir dizi fotoğraftan oluşuyordu; bu fotoğrafların 1 Mayıs 1944’te Kesaryani atış poligonunda infaza götürülen Yunan tutukluların son yolculuğunu gösterdiği düşünülüyordu.

Müzayede açıklamasına ve ardından Yunan basınındaki haberlere göre görüntüler, işgal sırasında Malakasa’da konuşlu bir kale taburunda görev yapan Alman teğmen Hermann Hoyer’le bağlantılı bir albüm kaynaklıydı.

Baskı başına 36,50 avro gibi düşük fiyatlarla başlayan teklifler, Yunan medyası ve koleksiyoncuların fotoğrafların neyi yansıtabileceğini fark etmesiyle birlikte hızla yükseldi ve bazı karelerin değeri yaklaşık 2.100 avroya kadar ulaştı.

İlan, “Greece at WWII Archives” adlı Facebook sayfası tarafından fark edilip yeniden paylaşılmasaydı muhtemelen dar bir çevrede kalacaktı. Savaş dönemi belgelerine odaklanan küçük ama adanmış bir topluluğun yönettiği bu sayfa fotoğrafları internette yayımladıktan birkaç saat sonra, Yunan ve uluslararası medya haberin farkına vardı; niş bir açık artırma, tarih, hafıza ve vahşetin ticarileştirilmesi üzerine ulusal bir hesaplaşmaya dönüştü.


Kadrajdaki Adamlar

Fotoğraflar kurşunların isabet ettiği anı ya da bedenlerin yere yığılışını göstermiyor; fakat bir bakıma daha mahrem ve sarsıcı bir şeyi gözler önüne seriyor: toplu cinayetlerin gerçekleşeceği yere doğru yürüyüşü.

Kumlu siyah-beyaz kareler ceketli, gömlekli erkek gruplarını; Alman askerlerinin gözetiminde kamyonlardan inişlerini ya da küçük kollar hâlinde Kesaryani poligonuna doğru ilerleyişlerini yakalamış gibi görünüyor.

Yaygın biçimde paylaşılan bir fotoğrafta, uzun boylu, beyaz gömlekli bir adam poligona giren tutuklu kolunun sağında duruyor; yüzü kameranın ifadesini yakalayabileceği kadar dönük. Ailesi onu, Pyloslu mühendis Vasilis N. Papadimas olarak teşhis etmiş durumda: 1941’de İtalyan makamlarınca tutuklanan ve daha sonra Almanlara teslim edilen yayınevi sahibi Dimitris Papadimas’ın kardeşi.

Yunanistan basın kuruluşlarına göre en az bir kişi, yakınları tarafından tanındı; Yunanistan Komünist Partisi (KKE) ve arşiv kaynakları ise Kesaryani infazının bilinen kurbanlarıyla diğer yüzleri eşleştirme çabalarının sürdüğünü aktarıyor.

Bazı haber kaynaklarında, KKE kaynaklarına atıfla Thrasyvoulos Kalafatakis ve Dimitris Papadopoulos gibi isimlerin de ihtiyatla teşhis edilenler arasında olabileceği belirtiliyor; ancak gerçek anlamda akademik/bilimsel doğrulama süreci devam ediyor.

Fotoğrafları inceleyenler üzerindeki etki, Yunanistan medyası ile sosyal medya kaynaklarındaki yorumlarında “duygusal bir ürperti” olarak tarif ediliyor: isimsiz şehitler değil; yüzlerinde çizgiler olan, soluk Attika göğü altında yürüyen, akıbetini bilip yine de dimdik duran adamlar.

Bu görüntüler bir bakıma, yakınlar, tarihçiler ve sıradan yurttaşlar için, işgal döneminin katliamlarına dair soğuk istatistiklere dayanılmaz derecede insani bir "yanıt" sunuyor.

Kanıt ile Belirsizlik Arasında

Yunanistan’daki tarihçiler bu yeni gelişmeye temkinli yaklaşıyor. 

Kesaryani’de yaşanan 200 kişilik infaz, yazılı kaynaklar ve tanıklıklar açısından Yunanistan’daki en iyi belgelenmiş Nazi misillemelerinden biri olarak kabul ediliyor. Ancak bugüne kadar olayın fotoğraflarının var olduğuna inanılmıyordu.

Yunanistan medyasında görüş bildiren uzmanlar, fotoğrafların gerçekliği doğrulanırsa bunun Kesaryani infazına dair bilinen tek görsel belge olacağını vurguluyor. Böylece toplum, Alman işgalinin en karanlık anlarından birine âdeta “zamanda açılan bir çatlak”tan bakma imkânı bulabilecek. Bununla birlikte, kesin doğrulama için titiz bir analiz gerektiği hatırlatılıyor: negatiflerin veya baskıların teknik incelemesi, üniformalar ile mekânların çapraz kontrolü ve en önemlisi, kişilerin yakınları tarafından net biçimde teşhis edilmesi veya arşivlerle karşılaştırılması.

Yunanistan basınında alıntılanan bir tarihçi, bağlamsal ve görsel ipuçlarına dayanarak görüntülerin “%99 gerçek” göründüğünü belirtiyor; ancak sorumlu bir akademik yaklaşımın, yalnızca izlenimlerden hareket edemeyeceğini de ekliyor.

Tartışma, fotoğrafların sunum biçimine de uzanıyor. Kamuya açık bazı versiyonların yapay zekâ ile renklendirilmiş olduğu görülüyor. Her ne kadar bu yöntem tarihi olayları “yakınlaştırmayı” amaçlasa da, ham belge ile sanatsal yorum arasındaki sınırı bulanıklaştırma riski taşıyor.


Şehadet Fotoğraflarının Açık Artırmasına Duyulan Öfke

Sahihlik tartışmalarının ötesinde, fotoğrafların ortaya çıkış biçimi Yunanistan kamuoyunu öfkelendirmiş durumda.

Birçok vatandaşa göre ölüme yürüyen insanların bu görüntüleri birer “koleksiyon parçası” değil, ulusal bir travmanın kutsal emanetleri.

KKE, fotoğrafları “son derece değerli” tarihî belgeler olarak nitelendirdi; ticari bir ürün gibi satışa çıkarılmasını kınadı ve Yunan devletini bu materyalleri satın alarak kamu arşivlerinde ve müzelerde korumaya çağırdı.

Eski başbakan Aleksis Çipras da Meclis Başkanı’na gönderdiği mektupta parlamentonun devreye girip koleksiyonu halk adına edinmesini istedi. Çipras, bu görüntülerin Yunanistan’ın ulusal tarih kayıtlarının ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguladı.

Birçok yorumcu, müzayedeyi daha geniş ve çözümsüz konularla ilişkilendirdi: Almanya’nın savaş dönemi vahşetleri karşısındaki ahlaki ve mali sorumluluğu ile Avrupa’nın hâlâ Nazizmin mirasıyla nasıl yüzleştiği gibi meseleler bunların başında geliyordu.

Yunan basınında çıkan yazılar, satış sürecini “ölüm pazarı” olarak nitelendiriyor; tarihî malzemenin serbestçe alınıp satılmasının, mağdurların ve hayatta kalanların onuruna ne kadar yaklaşıp zarar verebileceğini sorguluyordu.

Devlet Evlatlarına Sahip Çıkıyor

Yunanistan Kültür Bakanlığı, fotoğrafların özgünlüğü ve kökeni netleştikten sonra onları güvence altına almak için harekete geçeceğini açıkladı. Bakanlık, meseleye yalnızca mülkiyet açısından değil, kültürel mirasın korunması açısından da yaklaştığını vurguladı.

Yetkililer, fotoğrafların nasıl edinileceği, korunacağı ve halka sunulacağına, kültür varlıklarından sorumlu merkezi kurullar gibi yetkin danışma organlarının karar vereceğini belirtti.

Artan kamuoyu baskısı ve uluslararası ilgi karşısında, Belçikalı satıcı fotoğrafları eBay müzayedesinden çekti. Yunanistan’daki yoğun duygusal tepki ve ardından Kesaryani anıtında yaşanan vandalizmden “derinden sarsıldığını” ifade etti.

Satıcı, materyalin geleceği konusunda Yunan makamlarıyla “yapıcı diyaloga” açık olduğunu belirtirken, birçok özel koleksiyoncunun da görüntülere ilgi gösterdiğini dile getirdi.

Ancak infaz edilenlerin aileleri ve yerel yöneticiler için asıl mesele artık fotoğrafların satılması değil; bu görüntülerin anlamını kavrayan kamu kurumlarında sonsuza dek korunup korunmayacağı.


Yaralı Bir Anıt, İnatçı Bir Hafıza

Fotoğraflar viral hale geldikten birkaç saat sonra, kimliği belirsiz kişiler Kesaryani atış poligonundaki anıtı tahrip etti; 1 Mayıs 1944’teki olayları anlatan mermer bir levha zarar gördü.

Siyasi yelpazenin her kesiminden kınanan saldırı, birçok kişiye göre Yunanistan ölülerini anarken bile hafıza ve inkâr siyasetinin hâlâ sert olduğunu hatırlatan kasvetli bir işaretti.

Kesaryani Belediyesi ortaya çıkan duygusal hasarı onaracağını açıkladı; “bazı insanları ne kadar rahatsız ederse etsin tarihî hafıza silinmeyecek” dedi ve yeni ortaya çıkan fotoğrafların “kurşuna dizme mangası karşısında dimdik duran 200 komünist kahramanın yiğit duruşu” nedeniyle “derin bir duygusal yankı” uyandırdığını belirtti.

Yerel anmalar, özellikle 1 Mayıs’ta, uzun zamandır poligonu bir ziyaretgâh yerine çevirmiş durumda: sendikalar, sol partiler ve kurbanların aileleri çelenk bırakmak ve isimleri tek tek okumak için burada toplanıyor.

Fotoğrafların yeniden ortaya çıkışı, yeni bir ritüel daha ekleyecek gibi görünüyor: yalnızca duvara yürümek değil, bir zamanlar oraya yürüyen yüzleri de görmek artık imkân dâhilinde.

Molaoi’den Kesaryani’ye Giden Yol

Bu görüntülerin Yunanistan'ın kamusal hayatına neden bu kadar derinden dokunduğunu anlamak için, o 200 yiğidi infaz hattına getiren olaylar zincirini hatırlamak gerekiyor.

27 Nisan 1944’te ELAS partizanları, Lakonya’daki Molaoi yakınlarında bir Alman konvoyuna pusu kurdu; Tümgeneral Franz Krech ve üç subayı öldürdü, birkaç askeri yaraladı.

Alman işgal makamları, sert misillemeler vaat eden bir bildiriyle karşılık verdi; 200 komünist tutuklunun infaz edileceğini duyurdu ve Mora’da daha fazla infaz tehdidinde bulundu.

Mahkûm edilenlerin çoğu Akronafplia’nın siyasi tutukluları ve Anafi sürgünleriydi; Metaksas diktatörlüğü altında yıllarca hapis ve sürgün yaşamış, işgalden sonra da Nazilere teslim edilmişlerdi.

Yunan arşivlerinde korunan tanıklıklar, Haydari’deki son geceyi anlatır: isimlerin okunması, veda şarkıları, erkeklerin son notlarını yazıp şafakta Kesaryani’ye götürülürken kamyonlardan dışarı atması…

Şimdi ilk kez, o tanıklıklar bir görsel karşılık bulmuş olabilir: kamyon dolusu adam, iliklenmiş ceketler, sabit bakışlar; olup biteni bilen ve bilmeyen bir şehrin içinden geçiş.

Direniş ve Yanıt Bekleyen Sorular

Kesaryani fotoğraflarının ortaya çıkışı, toplumların savaş ve direnişi nasıl hatırladığına dair temel soruları yeniden gündeme taşıdı.

Yunan ve uluslararası yorumcular, bu görüntülerin Avrupa’da yeniden antifaşizmin, işgalin ve iş birlikçiliğin anlamının tartışıldığı; Yunanistan’ın ise yeni jeopolitik gerilimler ve iç bölünmelerle yüzleştiği bir dönemde ortaya çıktığına dikkat çekiyor.

Yunanistan Solu’ndaki pek çok kişi için fotoğraflar, büyüyerek öğrendikleri anlatıyı pekiştiriyor: 200’ün, inançlarından vazgeçmeden, şarkılarla ölüme yürüdüğü; bugün hâlâ ilham veren bir direngenlik hikâyesi.

Başkaları içinse bu kareler, “tarih”in bedelinin tek tek bedenler ve aileler tarafından ödendiğini; yıllarca adı tahmin edilerek yazılan mezar taşlarının var olduğunu acı biçimde hatırlatıyor.

Yine de tepkilerin büyük kısmını birleştiren ortak nokta, o cesur insanlara karşı duyulan sorumluluk hissi.

Onlar tutuklulardı—komünistler, işçiler, köylüler, aydınlar; oğullar, kardeşler, eşler—işgal politikası ile direniş stratejisinin kesişiminde kaldılar ve sonraki kuşakların “kahramanca” diye anacağı bir şekilde ölümü karşılamayı seçtiler ya da buna zorlandılar.

Müzayededen Kamu Emanetine

Fotoğrafların geleceği hâlâ müzakere ediliyor.

Belçikalı satıcı açık artırmayı durdurdu ve Yunan makamlarıyla görüşmeye istekli olduğunu belirtti; Yunanistan ise koleksiyonu edinip koruma niyetini resmen açıkladı.

Fotoğraflar bir gün bir kamu arşivine ya da müzeye girerse, yalnızca “Nazi savaş suçunun görsel kanıtı” olarak kataloglanmayacak.

Aynı zamanda Yunan ziyaretçilerin göz göze gelebileceği suretler halini alacaklar: beyaz gömlekli uzun boylu bir adam, kamyondan inen yoldaşlar, duvarın önündeki çakıllı zeminde bir an duraklayan bir grup...

Seksen iki yıl boyunca Kesaryani’nin 200’leri, Yunanistan’a yalnızca sözler, sloganlar ve kazınmış isimler üzerinden bakabildi. Ama artık Yunanistan, ilk kez onların suretlerini gerçekten siyah-beyaz karelerde "seçebiliyor". 

Fotoğraflar: Tvxs