Skip to main content

TLF ÖZEL: Ankara'nın İsrail'in Somaliland'ı Tanımasına Sert Tepkisini İrdelerken

İsrail'in 26 Aralık 2025'te, uluslararası kamuoyunca tanınmayan Somaliland Cumhuriyeti'ni resmen tanıyan ilk Birleşmiş Milletler üyesi devlet olma kararı, Ankara'dan anında ve istisnai derecede sert bir kınama ile karşılandı. Türk yetkililer, diplomatik söylemde nadiren görülen bir retorik kullanarak şu temel soruyu gündeme getirdi: Ankara'nın tepkisi neden bu kadar şiddetli oldu? Cevap, yalnızca uluslararası hukukun soyut ilkelerinde değil, bu hamlenin Türkiye'nin Somali'deki on beş yıllık derin yatırımına ve Afrika Boynuzu ile Kızıldeniz koridorundaki daha geniş jeopolitik hedeflerine yönelik oluşturduğu doğrudan ve önemli tehditte yatıyor.

Kınama Retoriği: Stratejik Öfke

Türkiye'nin tepkisinin şiddeti, en üst düzey yetkililerin kullandığı dilde açıkça görüldü. İletişim Başkanı Burhanettin Duran, tanıma kararını "uluslararası hukukun açık bir ihlali" olarak nitelendirdi ve bunu, "soykırım ve işgal konusunda karanlık bir sicile" sahip olmakla suçladığı Netanyahu hükûmetinin "sorumsuz eylemlerinden biri" olarak tanımladı. Benzer şekilde, Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Onur Çalışkan, bu hamleyi Somali'nin iç işlerine "bariz bir müdahale" olarak etiketledi ve İsrail'in "krizlerini ihraç etme ve bölgesel istikrarı baltalama" girişimi olduğunu öne sürdü.

Bu retorik tırmanış, konuyu basit bir diplomatik anlaşmazlık olarak değil, düşmanca bir aktör tarafından gerçekleştirilen ahlaki ve hukuki bir ihlal olarak çerçevelemeye hizmet etti. Ancak, dilin sertliği en iyi şekilde, Türkiye'nin algıladığı somut stratejik zararın bir yansıması olarak anlaşılabilir.

Stratejik Tehdit: Türkiye'nin Somali Stratejisinin Baltalanması

Ankara'nın öfkesinin temelinde, Mogadişu'daki Somali Federal Hükümeti'ne (SFH) olan taahhüdü yatıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 2011'deki tarihî ziyaretinden bu yana Türkiye, kendisini Somali'nin birincil güvenlik, ekonomik ve kalkınma ortağı olarak kabul ettirdi. İsrail'in Somaliland'ı tanıması, SFH'yi bypass eden ayrılıkçı bir oluşumu meşrulaştırarak, özenle inşa edilmiş bu pozisyonu doğrudan tehdit ediyor. 

Türkiye'nin stratejik çıkarları, askerî, ekonomik ve enerji alanlarını kapsayan çok boyutlu:


Alan

Türkiye'nin Somali'deki Yatırımı ve Etkisi

Somaliland'ın Tanınmasının Oluşturduğu Tehdit

Askerî

Türkiye'nin en büyük denizaşırı askerî üssü olan TURKSOM, 2017'de kuruldu. 10.000'den fazla Somalili askeri eğitiyor ve Türkiye'nin güvenlik varlığını pekiştiriyor.

İsrail ve ABD için rakip bir güvenlik ortağı yaratarak, SFH'den dikkat ve kaynakları başka yöne çekiyor.

Ekonomik

Mogadişu Limanı ve Havaalanı'ndaki operasyonları kontrol ediyor. Altyapıya (okullar, hastaneler) büyük yatırımlar yapıyor.

Uluslararası yatırım ve kalkınma yardımını Mogadişu'dan Hargeisa'ya yönlendiriyor.

Enerji ve Denizcilik

Savunma ve Ekonomik İşbirliği Çerçeve Anlaşması (Şubat 2024), deniz güvenliği karşılığında Somali'nin petrol/gaz gelirlerinin %30'unu Türkiye'ye veriyor. Yakın tarihli balıkçılık anlaşması (Aralık 2025), Türk askeri bağlantılı bir kuruluşa (OYAK) balıkçılık hakları üzerinde kontrol sağlıyor.

Somaliland'ın kıyı şeridi, Aden Körfezi'ne ve potansiyel enerji kaynaklarına Türkiye ile uyumlu olmayan alternatif bir erişim noktası sağlıyor.

İsrail'in duyurusunun zamanlaması, Türkiye ve Somali'nin balıkçılık hakları ve deniz güvenliği konusunda kapsamlı bir anlaşmayı sonuçlandırmasından sadece günler sonra gelmesi nedeniyle özellikle kışkırtıcıydı. Ankara, bu tanımayı, maksimum etki anını bozmak ve bölgesel kaldıraç gücünü başka bir yere kaydırmak için tasarlanmış, kasıtlı bir stratejik yer değiştirme eylemi olarak görüyor.

Jeopolitik Rekabet ve Kızıldeniz Boğazı

Somali'nin ötesinde, tanıma kararı Türkiye ile İsrail liderliğindeki Ortadoğu ekseni arasındaki daha geniş jeopolitik çekişmenin bir hamlesidir. Somaliland, Aden Körfezi boyunca 740 kilometreden fazla kıyı şeridini kontrol ediyor ve bu da onu, küresel deniz ticaretinin yaklaşık üçte birinin geçtiği Bab el-Mandeb Boğazı yakınındaki kritik bir boğaz noktasına yerleştiriyor.

Afrika deniz yollarına bağımsız erişim sağlamayı amaçlayan Türkiye için, İsrail'in Somaliland'daki varlığı, hayati bir küresel arter üzerindeki etki için doğrudan rekabet anlamına geliyor. Bu hamle, Türkiye ve Katar'ın Afrika Boynuzu'ndaki etkisini açıkça kısıtlamayı amaçlayan, genellikle İbrahim Anlaşmaları ile ilişkilendirilen, İsrail liderliğindeki bir bölgesel mimariyi ilerlettiği şeklinde algılanıyor. İsrail, bu rakip blokla uyumlu bir oluşumu güçlendirerek, Türkiye'nin jeopolitik ayak izini istikrarsız Orta Doğu'dan uzaklaştırma yönündeki uzun vadeli stratejisine doğrudan meydan okuyor.

Retorik Güçlendirici Olarak Filistin Sorunu

Temel şikâyet kaynağı stratejik olsa da, Türk yetkililer tanıma kararını kasıtlı olarak Filistin sorunuyla ilişkilendirerek bunu güçlü bir retorik güçlendirici olarak kullanıyorlar. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Öncü Keçeli, İsrail'in bu adımının "Türkiye'nin yayılmacı politikalar ve Filistin Devleti'nin uluslararası alanda tanınmasını engelleme çabalarının bir parçası olarak gördüğü şeyin bir parçası olduğunu" belirtti.

Bu çerçeveleme birden fazla amaca hizmet ediyor:

Norm İhlali: İsrail'in Afrika Boynuzu'ndaki eylemlerini Filistin'deki politikalarıyla ilişkilendirerek, uluslararası normları baltalamada tutarlı bir model sergilediğini gösteriyor.

İç Kamuoyuna Hitap: Özellikle Ekim 2023 Gazze savaşı tırmanışının ardından, Filistin devletine desteği ahlaki bir zorunluluk olarak gören Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın siyasi tabanında yankı uyandırıyor.

Diplomatik Kaldıraç: Türkiye'yi uluslararası hukukun ve egemenliğin savunucusu olarak konumlandırıyor; bu iddia, hamleyi kınayan Mısır ve Katar gibi bölgesel müttefiklerden de destek alıyor.

İsrail'in Filistin'in tanınmasını engellemeye çalışırken aktif olarak ayrılıkçı bir oluşumu tanıdığı argümanı, Ankara'nın sert duruşu için siyasi ve kamuoyu desteğini harekete geçiren güçlü bir anlatı sağlıyor.