Skip to main content

Classic NL – Mind Radio

Loading metadata…

Suriye Kürtleri Hayatta Kalma Savaşı Veriyor – İsrail'in Geleceği de Onların Kaderiyle Bağlantılı*

Kuzey Suriye kaosa sürükleniyor ve Batı harekete geçmezse bedelini Kürtler ödeyecek.

Paushali Lass


Tarih, görmezden gelenleri sonuçlarla yüzleşmeye zorlayana kadar aynı kalıpları tekrarlar. Bugün kuzey Suriye'de yaşananlar işte böyle kritik anlardan biri.

Deir ez-Zor'daki hapishanelerden İslamcı mahkumların salıverildiğine dair haberler gelirken bu durum yeniden canlanan cihatçı tehdit konusunda âcil endişelere yol açıyor. Deir ez-Zor yalnızca doğu Suriye'de Fırat Nehri kıyısındaki stratejik bir kasaba değil – tarihin derinliklerine uzanan bir toprak. Fırat, İncil'de Hz. İbrahim'in soyunun kutsal sınırını belirler. Burası İbrahim'in yerleşip zenginlik ve nüfuz kazandığı, farklı inançlardan insanlarla yan yana yaşadığı yerdir. Onun temsil ettiği değerler – saygı, onur, birlikte yaşama – hâlâ bölgenin kültürel DNA'sını şekillendiriyor.

Bugün, insan onuruna, kadın haklarına ve çoğulculuğa gösterilen saygıyla Kürt toplumuna yansıyan aynı değerler, onları yok etmeye kararlı aşırıcı ideolojiler tarafından doğrudan tehdit altında.

Yine bedeli ödeyen Kürtler oluyor.

Mezhepçilik ve otoriterlikle paramparça olmuş bir bölgede nadir görülen özelliklere sahip çoğulcu ve nispeten istikrarlı yönetim sistemleri inşa ettiler. IŞİD'e karşı ön saflarda ağır bedeller ödeyerek savaştılar. Jeopolitik çıkarlar her değiştiğinde arkalarına bakılmadan terk edildiler. Hayatları, güvenlikleri, gelecekleri harcamalık malzeme muamelesi görüyor.

Amerika Birleşik Devletleri kararlı adımlar atmazsa Suriye rejimi, Fırat'ın batısındaki Kürt kontrolündeki topraklar ciddi şekilde zayıflatılana kadar durmayacak.

Al-Julani Güvenilir mi?

Öte yandan Abu Mohammad al-Julani'nin "meşru ortak" haline geldiği söylemi Batılı güçlerce dikkatle incelenmeli. Rojava'daki (Kuzey ve Doğu Suriye) Kürt bölgelerinden gelen raporlar, al-Julani Kürt diline, kültürüne ve siyasi ifadesine saygı sözü verirken bile, komutası altındaki güçlerin yaygın ihlaller gerçekleştirdiğini ortaya koyuyor.

Güvenilir mi peki? Güçleri sivillere terör estiriyor, cesetlere hakaret ediyor, toplulukları topraklarından sürüyor. Bunu bizzat yönlendiriyor mu yoksa göz mü yumuyor, neredeyse fark etmiyor. Liderler, komuta ettikleri güçlerin eylemleriyle yargılanır.

7 Ekim'i yaşayan İsrailliler için Rojava'da Kürtlere ve diğer Arap olmayan gruplara karşı işlenen toplu vahşetle olan benzerlikler çarpıcı derecede tanıdık geliyor. Bu salt fiziksel şiddet değil, psikolojik savaş – beyaz kamyonetler, tehditkâr bandanalar takan silahlı adamlar, alenen aşağılama, işkence, esir alınan kadınlar. Hedef bir halkın iradesini kırmak ve onu topraklarından söküp atmak.

Türkiye bu süreçte bilinçli ve merkezi bir rol oynuyor. Doğrudan askeri müdahale uluslararası öfkeyi körükleyeceği için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kuzey Suriye'deki vekil güçler üzerinden hareket ediyor. Türkiye'nin amacı net: bölgeyi istikrarsızlaştırmak, etki alanını genişletmek ve eski Osmanlı topraklarını kendi vizyonu doğrultusunda yeniden biçimlendirmek – tüm bunları makul inkar edilebilirliğin arkasına saklanarak yapmak.

Ama kriz Kürtlerle sınırlı değil.

Yok Edilme Tehdidiyle Yaşamak

Kürtler tıpkı Dürziler gibi aşırıcı yayılmanın önünde duran yerli, İslamcı olmayan azınlık bir topluluk. Ve İsrail'in doğal müttefikleri. Bunu sadece bir analist olarak değil, şahit olarak biliyorum. 7 Ekim'den bu yana pek çok Kürt'ün İsrail ile dayanışma içinde, genellikle ciddi kişisel tehlike göze alarak açıktan ve cesurca konuştuğunu gördüm. Yok edilme tehdidi altında yaşamanın, atalarının topraklarında var olma hakkını inkâr eden hareketlerle karşı karşıya gelmenin ne demek olduğunu anlıyorlar.

Daha derin bir bağ da var. Yahudiler ve Kürtler, sürgün, terk edilme ve vatan ile onura duyulan sürekli özlemle şekillenmiş kadim halklardır. Her ikisi de hakimiyet kurmak yerine dayanıklılık, paylaşılan değerler ve birlikte yaşama bağlılığı sayesinde hayatta kaldı. Kürt toplumunun sistematik olarak çökertilmesi yalnızca bölgesel bir trajedi değil – bölgeyi ayakta tutan değerlere indirilen bir darbedir.

Batı medyası genellikle basit bir gerçeği söylemekten kaçınıyor: İslamcı güçler bir azınlık özerklik bölgesini parçalamayı başardığında bir sonrakine geçiyorlar. Sweida'daki Dürziler Rojava'yı yakından izliyor. İsrail Dürzilerin zarar görmesine asla izin vermeyeceğini açıkça ilan etti ama caydırıcılık ancak erkenden ciddiye alınırsa işe yarıyor – tampon bölgeler düştükten ve aşırıcılar yerleştikten sonra değil.

Ne İsrail ne de Amerika Birleşik Devletleri harekete geçerse Kürt gücü daha da zayıflayacak, azınlıklar savunmasız kalacak, tampon bölgeler yok olacak ve aşırıcı güçler İsrail sınırlarına – Ürdün'e, güney Suriye'ye ve sonunda Golan'a doğru kararlı bir şekilde ilerleyecek. Bu durum Kudüs'ü derinden endişelendirmeli.

İsrail İçin Stratejik Zorunluluk

Kürtleri desteklemek sadece ahlaki bir duruş değil – İsrail güvenliği meselesi. Türkiye açıktan İsrail düşmanlığını körüklüyor, bölgeyi vekil güçlerle istikrarsızlaştırıyor ve eski Osmanlı toprakları üzerinde nüfuz genişletmeye çalışıyor.

İsrail'in net duyması gereken mesaj şu: Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump tarafından Gazze barış planını şekillendirmede ortak seçildi ama artık her zamankinden daha açık ki o, bölgesel istikrarsızlaştırmanın baş mimarı. Yanlış değerlendirilmiş ittifakların ibretlik bir dersi bu.

İsrail'in kuzey Suriye'de herhangi bir toprak emeli yok. Ama İdlib'den güneye uzanan kesintisiz bir İslamcı kontrollü toprak kuşağını önlemekte hayati çıkarı var. Ezilmiş bir Kürt bölgesi yalnızca yerel bir facia değil – bölgesel sonuçları olan stratejik bir fiyaskodur.

Evet, güvenlik açısından Kürtleri korumak İsrail'i koruyan bir tampon sağlıyor. Ama stratejinin ötesinde daha derin bir sorumluluk var. Kürtler için ses çıkarıyoruz çünkü onlar insan. Acılarını, cesaretlerini ve dayanıklılıklarını görüyoruz. Hayatları önemli. Toplumları önemli. Değerleri – saygı, birlikte yaşama, onur, direniş – önemli.

Sessiz kalmak sadece bir halkı değil, bölgeyi savunmaya değer kılan ilkeleri terk etmek demek.

İsrail ve Batı şimdi harekete geçmeli. İstihbarat paylaşılmalı. Diplomatik ve askeri baskı uygulanmalı. Ankara ve Şam'a daha fazla etnik temizlik ve istikrarsızlaştırmanın gerçek bedelleri olacağı net bir şekilde iletilmeli.

Seçim yapma zamanı: Kürtlerin yanında durmak, tamponu korumak ve çok geç olmadan onların mücadelesindeki insanlığı görmek.

Onları görmek zorundayız. Onlar için konuşmak zorundayız. Ve onların da bizim de iyiliğimiz için harekete geçmek zorundayız.

* Bu köşe yazısı ilk kez 20 Ocak 2026'da Jerusalem Post'ta yayımlandı. Makalede ifade edilen görüşler TLF'nin resmî yayın çizgisiyle örtüşmeyebilir.