TLF Özel: Kıbrıs’ın Stratejik İttifakları, ABD/İsrail-İran Gerilimi Tırmanırken Adayı Kırılgan Hale Getirdi
Lefkoşa Alarm Durumunda
ABD ve İsrail’in İran hedeflerine yönelik saldırılarının hemen ardından Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis, “itidal” vurgusuyla gerilimin düşürülmesi gerektiğini açıkladı. Ulusal Güvenlik Konseyi toplandı; Kıbrıs, çatışma bölgelerinden AB vatandaşları ile üçüncü ülke vatandaşlarının tahliyesi için öngörülen ulusal eylem protokolü olan “Estia Planı”nı devreye soktu. Savunma Bakanlığı ise ulusal güvenliği korumak amacıyla “gerekli tüm önlemlerin” alındığını duyurdu.
Bu süreçte Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer, Kıbrıs Cumhurbaşkanı Hristodulidis’i bizzat arayarak Akrotiri ve Dikelya’daki Egemen Üs Bölgeleri’nin saldırılarda kullanılmadığı güvencesini verdi. Ancak bu güvence, aynı zamanda krizin Kıbrıs topraklarına ne kadar yakın seyrettiğini de gözler önüne serdi. Bölgeye yönelik uçuşlar iptal edilirken, Türk muharip İHA’larının Kıbrıs hava sahasında faaliyet gösterdiğine dair iddialar endişeyi artıran bir başka unsur olarak öne çıktı.
Elleri ve Kolları “Bağlayan” İttifaklar, Sorunlu Stratejiler
Kıbrıs’ın kırılganlığı, son dönemde güvenlik mimarisinde yaşanan değişimle doğrudan bağlantılı. Eylül 2024’te imzalanan ABD-Kıbrıs Cumhuriyeti İkili Savunma İş Birliği Yol Haritası, bölgesel güvenliğin güçlendirilmesi ve insani krizlere müdahale kapasitesinin artırılması için beş yıllık bir çerçeve oluşturdu. Ocak 2025’te ABD’nin Kıbrıs’a yönelik savunma ticareti kısıtlamalarını kaldırması ise bu ortaklığı pekiştirerek Lefkoşa’nın Amerikan askeri teçhizatına erişimini kolaylaştırdı; adanın olası ABD operasyonları açısından bir lojistik merkez olarak konumlanmasına zemin hazırladı.
Buna paralel olarak İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs Aralık 2025’te üçlü askerî iş birliği planını resmileştirdi. Ortak tatbikatlar, istihbarat paylaşımı ve stratejik diyalog başlıklarını içeren bu çerçeveye ek olarak, İsrail Savunma Kuvvetleri ile Kıbrıs Ulusal Muhafızları arasında imzalanan ikili düzenlemeler de ilişkiyi daha da sıkılaştırdı. Bu tablo içinde Kıbrıs, İsrail açısından bir tür “stratejik derinlik” ortağına dönüşmüş durumda; bölge sıcak çatışma iklimine girerken bu tanımın taşıdığı riskler daha görünür hale geliyor.
İran’ın “Terörist” İlânı: Doğrudan Tehdit Algısı
Gerilimi tırmandıran kritik gelişmelerden biri, İran’ın AB üyesi ülkelerin—dolayısıyla Kıbrıs’ın da—hava ve deniz kuvvetlerini “terör örgütü” olarak nitelemesi oldu. Bu adım, AB’nin İran Devrim Muhafızları’nı terör örgütü olarak tanımlamasına karşı bir misilleme olarak değerlendirilirken, Kıbrıs’ın sınırlı savunma kapasitesi düşünüldüğünde tehdidin seviyesini belirgin şekilde yükseltiyor. Daha önce teorik görülebilecek risk, bu söylemle birlikte sembolik olmaktan çıkıp somut bir stratejik kaygıya dönüşüyor.
AB Başkanlığı Gölgesinde Denge Arayışı
Kıbrıs’ın ikilemi, aynı zamanda Avrupa Birliği (AB) Konseyi Dönem Başkanlığı’nı yürütüyor olmasıyla daha da büyüyor. Lefkoşa, bu rol gereği Birliğin kriz karşısındaki ortak tutumunu koordine etmeye hazırlanırken, kendi güvenlik çıkarlarının da doğrudan etkilendiği bir tabloyla karşı karşıya. Dışişleri Bakanı Konstantinos Kombos’un AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas ile sürekli temas halinde olduğu belirtiliyor. Başkanlığın öncelikleri olarak sıralanan “Avrupa güvenliğinin güçlendirilmesi, stratejik özerkliğin geliştirilmesi ve küresel angajmanın artırılması” hedefleri ise, mevcut koşullarda giderek daha acil bir ihtiyaç listesine dönüşüyor.
Öte yandan Kıbrıs, insani bir profil çizmek için “Amalthea” deniz koridorunu da öne çıkarıyor. Bu hat üzerinden Gazze’ye 30 bin tondan fazla yardım ulaştırıldığı bilgisi, Lefkoşa’nın sivil refah ve tarafsızlık vurgusunu güçlendirmeyi amaçlıyor. Ancak adanın askerî ortaklıklarının yönü, bu insani söylemle aynı anda farklı bir mesaj da veriyor.
Stratejinin Kalbindeki Kırılganlık
Kıbrıs açısından çelişki net: Güvenliği güçlendirmek için tasarlanan anlaşmalar, bölgesel çatışmanın aktif hale geldiği bir ortamda adayı daha “açık” bir hedef profilinə yaklaştırıyor. ABD ve İsrail güvenlik mimarilerine eklemlenme, Kıbrıs’ın uluslararası alandaki “nötr aktör” algısını zayıflatıyor. Üstelik coğrafi yakınlık, topraklarındaki Britanya üslerinin varlığı ve yeni lojistik/istihbarat rolü, adanın askerî kapasitesiyle orantısız bir kırılganlık tablosu yaratıyor.
Riskler çok yönlü. İran’ın AB ordularına yönelik “terörist” tanımlaması, Kıbrıs’ın hava ve deniz unsurlarını hem sembolik hem de potansiyel operasyonel bir tehdidin içine çekiyor. İran bağlantılı vekil unsurlar üzerinden misilleme ihtimali de göz ardı edilmiyor. Aynı zamanda Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin tutumu—özellikle hava sahasına ilişkin İHA iddiaları—çatışmanın dışında ama onunla kesişen bir güvenlik katmanı daha ekliyor.
Sonuç olarak Kıbrıs, bölgesel ağırlığını artıran stratejik ittifaklarını sürdürmek ile yıkıcı sonuçlar doğurabilecek bir çatışmanın içine çekilmekten kaçınmak arasında hassas bir denge kurmaya çalışıyor. Kriz derinleşirken Lefkoşa’nın bu dengeyi koruyup koruyamayacağı, Doğu Akdeniz jeopolitiğinin en kritik sorularından biri haline gelmiş durumda.
