SON DAKİKA [FRANSA’DAN YENİ BİLGİLERLE GÜNCELLENDİ]: Birleşik Krallık, İran Füze Mevzilerine Yönelik Savunma Amaçlı Vuruşlar İçin ABD’ye Üslerini Kullanma İzni Verdi; Kıbrıs İçin Kritik Saatler
Sir Keir Starmer, İran’ın Körfez genelinde “yakıp yıkma” saldırıları başlatması üzerine kolektif meşru müdafaa tedbirlerini duyurdu – coğrafi yakınlık nedeniyle Kıbrıs yüksek alarmda.
Birleşik Krallık Başbakanı Sir Keir Starmer, pazar günü yaptığı açıklamada, ülkesinin ABD’nin Birleşik Krallık askerî üslerini, İran’a ait füze rampaları ile mühimmat ve depolama tesislerini hedef alan “spesifik ve sınırlı savunma amaçlı” operasyonlar için kullanmasına izin verdiğini duyurdu. Açıklama, X platformunda paylaşılan bir televizyon konuşmasıyla kamuoyuna aktarıldı. Bu karar, Orta Doğu ve Körfez bölgesinde hızla kötüleşen güvenlik ortamında Birleşik Krallık’ın rolünü belirgin biçimde artırırken, İran’ın batı sınırına yaklaşık 960 kilometre mesafedeki Kıbrıs açısından da doğrudan sonuçlar doğuruyor.
Starmer: “İran ‘Yakıp Yıkma’ Stratejisi İzliyor”
Starmer, Birleşik Krallık’ın İran’a yönelik ilk vuruşlara dâhil olmadığını ve taarruz niteliğindeki operasyonlara katılmayacağını vurguladı. Ancak son iki gün içinde İran’ın, kendisine saldırmayan ülkelere karşı bölgede aralıksız saldırılar başlattığını; havaalanlarını, otelleri ve hatta Bahreyn’deki bir askerî üssü hedef aldığını belirtti. Bu üste görevli Birleşik Krallık personelinin ise “kıl payı” zarar görmediğini ifade etti.
Başbakan, İran’ın ruhani liderinin ölümünün Tahran’ın askerî faaliyetlerini durdurmadığını, aksine yaklaşımın “daha pervasız” ve “siviller için daha tehlikeli” hâle geldiğini söyledi. Bölgede ikamet eden, transit geçen veya tatilde bulunan en az 200.000 Birleşik Krallık vatandaşına dikkat çekerek, herkesin Dışişleri makamlarına bulundukları yeri bildirmesini ve resmî seyahat uyarılarını takip etmesini istedi.
Starmer ayrıca, Birleşik Krallık’ın koordineli savunma faaliyetleri kapsamında savaş uçakları konuşlandırdığını ve bu unsurların İran saldırılarının bir kısmını havada etkisiz hâle getirdiğini açıkladı. Buna rağmen tehdidi kalıcı biçimde ortadan kaldırmanın, “füzeleri kaynağında —depolarda ya da füzelerin ateşlendiği rampalarda— imha etmekle” mümkün olacağını savundu.
Kararın dayanağının uluslararası hukuk kapsamında kolektif meşru müdafaa olduğunu belirten Starmer, hükûmetin hukukî görüşünün özetinin yayımlanacağını da teyit etti. Geçmiş müdahalelere atıfta bulunarak, “Hepimiz Irak’taki hataları hatırlıyoruz; o dersleri aldık.” mesajını verdi.
Ek olarak Starmer, Körfez’deki ortaklarına İran insansız hava araçlarını (İHA) düşürme konusunda destek vermek üzere Ukraynalı uzmanlarla Birleşik Krallık uzmanlarını bir araya getireceklerini duyurdu. Bu adımın, Rusya-Ukrayna Savaşı sırasında edinilen sahadaki tecrübeye dayandığını belirtti.
Yeni Gelişme, Kıbrıs Açısından Ne Anlama Geliyor?
Starmer’ın açıklaması, Avrupa Birliği’nin en doğudaki üyesi olan ve coğrafi konumu nedeniyle Orta Doğu’daki her büyük gerilimin etkisini yakından hisseden Kıbrıs için özel bir önem taşıyor.
1) Birleşik Krallık’ın Egemen Üs Bölgeleri
Birleşik Krallık, adada iki Egemen Üs Bölgesi bulunduruyor: Akrotiri ve Dhekelia. Bu bölgeler, Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’daki Britanya ve müttefik faaliyetleri için kritik bir sevkiyat, ikmal ve lojistik merkezi niteliğinde. Özellikle Akrotiri, önemli bir hava üssü olarak öne çıkıyor. ABD’ye “İngiliz üslerini” kullanma izni verilmesi, Kıbrıs’taki tesislerin de bu faaliyetlerde rol alıp almayacağı sorusunu gündeme getiriyor. Starmer “bölge genelindeki” üslerden söz etse de, Kıbrıs’taki bu üs bölgeleri geçmişte Suriye, Irak ve Libya operasyonlarında da kullanılmıştı.
2) İran’a Coğrafi Yakınlık ve Menzil Gerçeği
Kıbrıs, İran’ın batı sınırına yaklaşık 960 kilometre uzaklıkta. Bu mesafe, adayı İran’ın balistik ve seyir füzeleri dâhil geniş vurucu gücünün menzili içine sokuyor. Shahab-3, Sejjil, Kheibar Shekan ve Fattah serisi sistemlerin menzillerinin 2.000 kilometreyi aşabildiği değerlendirildiğinde, Kıbrıs hem Batı’nın bölgeye güç yansıtması açısından stratejik bir nokta hâline gelebilir hem de daha geniş bir misilleme dalgasında hedef olabilir.
3) Gerilimin Tırmanması Riski
Starmer’ın ifadesiyle İran’ın kendisine saldırmayan ülkeleri de vurması, çatışmanın kontrol dışına taşma riskini büyütüyor. İran, Kıbrıs’taki üs bölgelerinin kendisine karşı yürütülen faaliyetlere katkı verdiğini düşünürse, Kıbrıs kendi iradesi dışında bir çatışmanın içine çekilebilir. Bu ihtimal, askerî operasyonlar konusunda temkinli bir tarafsızlık çizgisi izleyen; buna karşın insani yardım ve güvenlik başlıklarında Batılı ortaklarla iş birliği yapan Kıbrıs yönetimi için ciddi bir endişe kaynağı.
4) Sivil Havacılık ve Turizme Etkiler
İran saldırılarının Körfez’de havaalanlarını ve otelleri hedef aldığı bir ortamda, Doğu Akdeniz’deki sivil uçuş koridorlarının güvenliği daha da kritik hâle geliyor. Kıbrıs’taki Larnaka ve Baf uluslararası havaalanları, bölgesel aktarma noktalarıdır. Çatışmaların yayılması; hava trafiğini aksatabilir, turizmi —Kıbrıs ekonomisinin temel sütunlarından birini— zayıflatabilir ve bölgede bulunan Avrupa Birliği (AB) ülkeleri ile müttefik ülke vatandaşları için acil tahliye planlarının devreye alınmasına yol açabilir.
5) Tahliye Merkezi Rolü
Kıbrıs, geçmişte bölgesel krizlerde defalarca tahliye merkezi olarak görev yaptı. Mevcut krizin ağırlaşması hâlinde, Orta Doğu’dan Avrupalı ve Batılı ülke vatandaşlarının tahliyesinde Kıbrıs’ın yine merkezî bir rol üstlenmesi bekleniyor. Bu da adanın altyapısına ve acil durum kapasitesine ek bir yük bindirebilir.
6) AB ve Diplomatik Boyut
Kıbrıs, AB üyesi olmasına rağmen topraklarında, 1960’a dayanan özel bir anlaşma düzeniyle faaliyet gösteren Birleşik Krallık askerî tesislerini barındırıyor. Bu durum, Kıbrıs’ı karmaşık bir diplomatik konuma yerleştiriyor. Kıbrıs hükûmeti, Birleşik Krallık’ın kararının AB içinde kolektif savunma, İran’a yönelik yaptırımlar ve Doğu Akdeniz’e dönük strat
Starmer’ın Açıklamasının Tam Metni
Kaynak: X
"Dün Körfez’deki durum hakkında konuşmuş ve Birleşik Krallık’ın İran’a yönelik vuruşlara dâhil olmadığını söylemiştim. Bu durum değişmedi.
Son iki gün içinde İran, kendisine saldırmayan ülkelere karşı bölgede aralıksız saldırılar başlattı. Birleşik Krallık vatandaşlarının bulunduğu havalimanlarını ve otelleri vurdu. Bu, açıkça tehlikeli bir durumdur.
Bölgede en az 200.000 Birleşik Krallık vatandaşı bulunuyor: burada yaşayanlar, tatilde olan aileler ve transit geçenler. Bölgedeki tüm vatandaşlarımızdan, lütfen bulundukları yeri bildirmelerini ve resmî seyahat uyarılarımıza uymalarını istiyorum. Bu dönemin çok kaygı verici olduğunu biliyorum; sizi desteklemek için elimizden geleni yapmayı sürdüreceğiz.
Bölgede bulunan Silahlı Kuvvetlerimiz de İran’ın eylemleri nedeniyle risk altındadır. Dün İran, Bahreyn’de bir askerî üssü vurdu ve personelimiz kıl payı zarar görmedi. Liderin ölümü, İran’ın bu saldırıları sürdürmesini durdurmayacaktır. Yaklaşımları daha da pervasız ve siviller için daha tehlikeli hâle geliyor.
İran’a yönelik vuruşlara dâhil olmama kararımız bilinçliydi; çünkü hem bölge hem de dünya için en iyi yolun, müzakere edilmiş bir çözüm olduğuna inanıyoruz. İran’ın nükleer silah geliştirme yönündeki her türlü hedeften vazgeçmeyi kabul ettiği bir çözüm… Ancak İran buna rağmen Birleşik Krallık çıkarlarını hedef alıyor; vatandaşlarımızı ve bölgedeki müttefiklerimizi büyük bir risk altına sokuyor. Bugün karşı karşıya olduğumuz durum budur.
Körfez’deki ortaklarımız, kendilerini savunmamız için daha fazlasını yapmamızı istedi; vatandaşlarımızın hayatını korumak benim görevimdir. Koordineli savunma faaliyetlerinin parçası olarak havada uçaklarımız var ve bunlar İran saldırılarının bir kısmını başarıyla etkisiz hâle getirmiş durumda. Ancak tehdidi durdurmanın tek yolu, füzeleri kaynağında — depolarında — ya da füzelerin ateşlendiği rampalarda imha etmektir.
ABD, bu belirli ve sınırlı savunma amacıyla Birleşik Krallık üslerini kullanmak üzere izin talep etti. İran’ın bölge genelinde füze fırlatmasını; masum sivillerin ölmesini; vatandaşlarımızın risk altına girmesini ve saldırıya dâhil olmayan ülkelerin vurulmasını önlemek için bu talebi kabul ettik.
Kararımızın temeli, uzun süredir dostumuz olan müttefiklerimizin kolektif meşru müdafaası ve Birleşik Krallık vatandaşlarının hayatlarının korunmasıdır. Bu, uluslararası hukuka uygundur; hukukî görüşümüzün bir özetini yayımlıyoruz.
Bu saldırılara katılmıyoruz; ancak bölgede savunma faaliyetlerimizi sürdüreceğiz. Ayrıca, Körfez ortaklarımızın kendilerine saldıran İran İHA’larını düşürmesine yardım etmek üzere Ukrayna’dan uzmanları kendi uzmanlarımızla birlikte görevlendireceğiz.
Çok net ifade etmek istiyorum: Hepimiz Irak’taki hataları hatırlıyoruz; oradaki dersleri aldık. İran’a yönelik ilk vuruşlara dâhil olmadık ve şimdi de saldırı amaçlı bir eyleme katılmayacağız. Ancak İran “yakıp yıkma” stratejisi izliyor. Bu nedenle müttefiklerimizin ve bölgede bulunan vatandaşlarımızın kolektif meşru müdafaasını destekliyoruz. Çünkü bu, Birleşik Krallık halkına karşı görevimizdir. Âcil tehdidi ortadan kaldırmanın ve durumun daha da kontrolden çıkmasını önlemenin en iyi yolu budur. Görevimiz, Birleşik Krallık hükûmeti olarak çıkarlarımızı ve vatandaşlarımızın hayatlarını korumaktır.
Yeni Güncelleme: Fransa, Kriz Tırmanırken Charles de Gaulle’ü Doğu Akdeniz’e Sevk Ediyor
Bölgesel istikrarsızlığa ilişkin kaygının arttığını gösteren bir başka önemli adımda Fransa, nükleer tahrikli uçak gemisi Charles de Gaulle’ü Baltık Denizi’nden Doğu Akdeniz’e acilen yönlendirdiğini açıkladı. Sevk emri 1 Mart’ta verildi ve Emmanuel Macron’un Élysée Sarayı’nda gerçekleştirdiği olağanüstü toplantının ardından geldi.
Bu stratejik yön değişikliğinin arka planında, 28 Şubat’ta İran’ın ruhani lideri Ayetullah Ali Hamaney ile diğer üst düzey isimlerin öldürüldüğü bildirilen ABD–İsrail ortak operasyonuna karşılık olarak İran’ın bölgede başlattığı geniş çaplı misilleme saldırıları yer alıyor. Misilleme kapsamında İsrail, ABD askerî varlıkları ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) dâhil bazı Körfez ülkeleri füze ve İHA saldırılarıyla hedef alındı.
Fransa’nın kararında kritik etkenlerden biri, Abu Dabi’deki bir Fransız askerî üssüne yönelik İHA saldırısıydı. Emmanuel Macron, saldırıyı doğrulayarak, BAE’deki Al-Salam Deniz Üssü bitişiğindeki üssün yakınında bir hangarın vurulduğunu belirtti. Macron, hasarın “sınırlı ve tamamen maddî” olduğunu, yaralanan kimse bulunmadığını vurguladı; ancak bu olay, Fransız kuvvetlerine yönelik doğrudan bir saldırı anlamına geliyordu.
BAE Savunma Bakanlığı, iki İran İHA’sının bir depoyu hedef aldığını ve genel malzeme bulunan konteynerlerde yangın çıktığını bildirdi. Fransa Savunma Bakanı Catherine Vautrin ise sosyal medyada, kuvvetlerin hızla değişen durum karşısında azamî teyakkuz hâlinde olduğunu açıkladı.
Uçak Gemisi Görev Grubunun Amaçları
Charles de Gaulle ve ona eşlik eden uçak gemisi görev grubu, Lafayette 26 Görevi kapsamındaki faaliyetinden çekilerek Doğu Akdeniz’e yönlendirildi. Bu görev; İsveç’in Malmö kentinde liman ziyareti ile Baltık ve Kuzey Atlantik’te NATO tatbikatlarına katılımı içeriyordu. Görevdeki bu ani değişiklik, krizin ciddiyetini ortaya koyuyor.
Uçak gemisinin Doğu Akdeniz’deki varlığının üç temel amacı olduğu belirtiliyor:
Caydırıcılık: İran ve Hizbullah dâhil müttefiklerine, Avrupa veya müttefik unsurlara yönelik yeni saldırıların güçlü bir karşılık doğuracağı mesajını vermek.
Tahliye hazırlığı: Gerekirse sivil tahliye operasyonları için deniz unsurlarını, Lübnan ve Körfez gibi yüksek riskli bölgelerden Fransız ve AB vatandaşlarını çıkarmaya elverişli konuma getirmek.
Savunma bütünleşmesi: NATO’nun güney kanadını, özellikle balistik füze tehdidine karşı radar ve hava savunma kabiliyetleriyle güçlendirmek.
Charles de Gaulle, Avrupa’nın tek nükleer tahrikli uçak gemisi ve Fransa’nın bağımsız askerî gücünün temel unsurlarından biridir. Gemide, Rafale M dâhil 40’a kadar hava aracı (yaklaşık 30 savaş uçağı) bulunabiliyor. Bu uçakların, ASMP-A seyir füzesini taşıyabilme kapasitesi sayesinde gemi aynı zamanda stratejik caydırıcılık rolü de üstleniyor.
Görev grubunda; hava savunma firkateyni FS Alsace (D652), muhrip FS Chevalier Paul (D621), nükleer tahrikli bir taarruz denizaltısı ve ikmal gemisi FS Jacques Chevallier (A725) bulunduğu değerlendiriliyor.
