Skip to main content

Classic NL – Mind Radio

Loading metadata…

Kıbrıs'ta Son Perde: Guterres'in Hamlesi, Birleşik Krallık İnisiyatifi ve Yolu Tıkayan Engeller

Dr. Nikolaos Stelgias


Kıbrıs'ın güneyine son günlerde ulaşan bilgiler, görev süresi önümüzdeki aylarda sona erecek olan Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Kıbrıs meselesinde son bir hamleye hazırlandığını gösteriyor. Antonio Guterres'in Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Christodoulides ile gerçekleştirdiği son temasın ardından, BM'nin bu yönde kararlı olduğuna ve çeşitli seçenekleri masaya yatırdığına ilişkin haberler giderek yoğunlaşıyor.

Lefkoşa'dan edinilen bilgilere göre BM'nin öncelikli hedefi, tarafları yeniden bir masa etrafında toplamak. Taraflar arasındaki derin görüş ayrılıkları gündemdeki yerini korumakla birlikte, Guterres en azından gayriresmî bir formatta Kıbrıs'ta ilerleme sağlandığı, güven artırıcı önlemler konusunda mesafe kat edildiği, hatta çözüm yönünde olumlu sinyaller alındığı mesajını, BM'deki görev süresinin bitmesine kısa bir süre kala dünya kamuoyuyla paylaşmak niyetinde.

Birleşik Krallık Formülü: Gevşek (Kon)Federasyon

Guterres'in bu hedefe ulaşması durumunda, Birleşik Krallık kaynaklarının son yıllarda "gevşek federasyon" başlığı altında gündeme getirdiği bir dizi seçeneğin yeniden Kıbrıs'ın ana gündem maddelerine dönüşmesi bekleniyor. Konuya temkinli yaklaşan bir Rum kaynağa göre İngilizler, adada tek uluslararası kimlik ve tek tanınır devlet mekanizmasından ödün vermek istemiyor. Bununla birlikte Türk tarafının bazı tezlerini haklı bulan İngilizler, Kıbrıs'ta tasarlanan yeni ortaklığın konfederal unsurları çağrıştıran parça ve özellikler barındırması gerektiği görüşünü dile getiriyor. Bu çerçevede İngiliz tarafına göre, Türk tarafının toprak düzenlemesi konusunda sergileyeceği yapıcı tutum karşılığında, olası bir çözümde kurucu Türk devletine daha geniş imtiyazlar tanınması mümkün olabilecek. Böylece kurucu Türk devleti, başta spor ve kültür alanları olmak üzere — tıpkı Cebelitarık ya da Galler örneklerinde olduğu gibi — uluslararası arenada tek başına adımlar atabilecek. Buna ek olarak, kendi polis teşkilatına sahip olması ve KKTC'den kurucu devlete devredilerek güçlendirilecek kadro ve yapılar, ayrı bir yapılanma hissini pekiştirecek.

İki Kritik Soru: Enerji ve Asker

"Yukarıdakileri kabul etmezseniz Yeşil Hat ortadan kalkar ve Türkiye ile karşı karşıya kalırsınız" argümanı karşısında Birleşik Krallık kaynakları, Rum tarafının günün sonunda müzakere masasında esneklik gösterebileceği kanaatinde. Bu noktada iki kritik soru yanıt bekliyor. Birincisi: Doğu Akdeniz'in enerji rezervleri konusunda Kıbrıs–Türkiye–Yunanistan hattında bir normalleşme sağlanabilecek mi? İkincisi: Rumların adada kesinlikle görmek istemediği Türk askeri meselesi nasıl çözülecek?

Yetkili bir Rum diplomatik kaynağa göre birinci sorunun yanıtı yalnızca Kıbrıs ile sınırlı değil: "Doğal gaz meselesindeki olumlu gelişmeler, İsrail–Türkiye ilişkilerinin normalleşmesine ve günün sonunda Mısır ile uluslararası şirketler gibi aktörlerin denkleme dahil olmasına bağlı. Şu an için bu seçenek pek çoğumuza bir hayal gibi görünse de bazı yabancı diplomatlara göre yakın gelecekte gündeme gelebilir. Böyle bir gelişme yaşanması halinde Kıbrıs Cumhuriyeti ve Yunanistan, 2027 itibarıyla oldukça çetin bir diplomatik süreçle karşı karşıya kalabilir."

Güvenlik Mimarisi ve Kıbrıs

Gelelim Kıbrıs meselesinin belki de en çetrefilli boyutuna: güvenliğe. Rum kaynaklara göre Türkiye bu konuda "katı tutumunu sürdürüyor." Ancak Birleşik Krallık cephesinde tablo farklı. Londra'da The Levant Files'a konuşan bir kaynak şunları aktarıyor: "Türkiye'nin kendisini Doğu Akdeniz'de güvende hissedeceği bir ortamda, Kıbrıslı Türkler de otomatik olarak kendilerini güvende hissedecektir. ABD'den gelen son mesajlar, NATO'daki gelişmeler ve Orta Doğu'daki yeni dinamikler, Avrupa'da — özellikle de Güneydoğu Avrupa'da — yeni bir güvenlik mimarisinin zorunluluğunu gözler önüne seriyor. Türkiye halihazırda Pakistan, Suudi Arabistan ve Mısır ile bu konuyu görüşüyor; yakın gelecekte Irak ve Suriye gibi aktörler de bu tartışmanın parçası haline gelebilir. Birleşik Krallık bu adımları destekliyor. Ukrayna meselesinde kararlılık mesajı veren Londra, Kafkasya'da Türkiye'nin oynadığı kritik rolün de farkında. Tabii istişareye sunulacak yeni güvenlik şemsiyesinin bir parçasını Kıbrıs da oluşturacak. İran'ın son saldırısının ardından Kıbrıs Cumhurbaşkanı Batı'dan destek talep etmiş ve NATO meselesini gündeme getirmişti. Bu başlıklar birbiriyle bağlantılı. Avrupa'da tesis edilecek yeni bir güvenlik mimarisinde, kıtanın en güçlü ordularından ikisine sahip Yunanistan ve Türkiye birlikte yer alabilir. Bu gerçekleşirse, sonuçlarını Kıbrıs'ta da olumlu biçimde görebiliriz. Günün sonunda Kıbrıs'ı aşan çok daha geniş bir güvenlik şemsiyesi, adadaki yabancı askerler ve üsler meselesini köklü biçimde yeniden şekillendirebilir. Daha sınırlı ama belki daha sonuç alıcı bir biçimde Kıbrıs'a konuşlandırılacak yeni bir güvenlik mekanizması ise hem bölgede yeni bir istikrar unsuru olarak öne çıkabilir hem de Kıbrıslılara güvenlik hissi aşılayabilir."

Üç Şerh

Rum ve Britanyalı kaynakların yukarıda aktardığı görüşlere ilişkin en az üç önemli şerh düşmek gerekiyor. Birincisi, Kıbrıs'ta ve Ege'de taraflar arasındaki derin uçurumlar gündemdeki yerini korumaya devam ediyor. Türk tarafı "iki devletli çözüm" tezinden geri adım atmıyor; üstelik asker ve güvenlik meselelerinde ketum bir tutum sergiliyor. Rum tarafı ise siyasi eşitlik konusunda Türk tarafını tatmin edecek bir yaklaşım içerisinde değil. Türk-Yunan ilişkilerinde de işler arzu edildiği gibi yürümüyor. Belki 2016-2020 dönemindeki gibi askerî bir restleşmeye varılmasa da Ege'deki sorunlar varlığını koruyor. Çözümü en kolay görünen başlıklardan biri olan Heybeliada Ruhban Okulu meselesinde bile elle tutulur bir ilerleme bulunmuyor. Dahası, 2027 yılında Kıbrıs, Yunanistan ve Türkiye yeni seçim süreçlerine girecek: Türkiye'de Kasım 2027 için erken seçim iddiaları çoktan dolaşıma girdi; Yunanistan en geç bu yılın ortasında sandık başına gidecek ve büyük olasılıkla bir koalisyon hükümetiyle çıkacak; Kıbrıs ise cumhurbaşkanlığı seçimleri sürecine girmiş olacak.

İkincisi, Guterres ile Birleşik Krallık'ın perde gerisinden inisiyatif alabilmesi için zaman giderek daralıyor. Guterres'in görev süresi bu yılın sonunda sona erecek. ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırgan tutumunun geleceği ise belirsizliğini koruyor. Hürmüz'de hesapların daha da karmaşıklaşması durumunda, bölgenin geneli ciddi bir kargaşa ve istikrarsızlıkla karşı karşıya kalabilir. Bu koşullar altında tarafların Kıbrıs'taki statükoyu yeniden şekillendirmesi epey güçleşecek.

Üçüncü ve son şerhimiz şu: Bölgenin geneli için tasarlanan yeni emperyal planlar arasında, Kıbrıs gibi stratejik bir adanın yer alması son derece doğal. Hele bu denklemin perde arkasında — "mutfağında" — asırların emperyal gücü Birleşik Krallık varsa, şapkamızı önümüze koyup ciddi biçimde düşünmemiz gerekiyor. Bununla birlikte günün sonunda, yerel halkların taleplerini ve özellikle de çekincelerini dikkate almayan her hesabın Kıbrıs'tan geri dönebileceği ihtimalini de göz ardı etmemek gerek.

Sonuç

Tüm bu tablo, Kıbrıs meselesinin bir kez daha kritik bir eşikte olduğunu gösteriyor. Guterres'in son hamlesi, Birleşik Krallık diplomasisinin perde arkasındaki çabaları ve değişen bölgesel güvenlik dengeleri, adada yıllardır donmuş görünen denklemi yeniden hareketlendirme potansiyeline sahip. Ne var ki müzakere masasındaki yapısal sorunlar — siyasi eşitlik, toprak düzenlemesi, güvenlik garantileri ve enerji rezervleri — tek başına ele alınabilecek başlıklar değil; her biri Doğu Akdeniz'in genel mimarisiyle iç içe geçmiş durumda.

Önümüzdeki dönemin belirleyici olacağı açık. 2027 seçim takvimi, Guterres'in görev süresinin sona ermesi ve Orta Doğu'daki tırmanma riski, diplomatik manevra alanını daraltıyor. Bu pencerede atılacak adımlar ya Kıbrıs'ta yeni bir çözüm zemininin kapısını aralayacak ya da meseleyi belirsiz bir geleceğe daha taşıyacak.

Asıl mesele şudur: Dışarıdan tasarlanan formüllerin Kıbrıs'ta sahiplenilebilmesi, yalnızca büyük güçlerin uzlaşısına değil, ada halklarının iradesine bağlıdır. Yerel hassasiyetleri yok sayan hiçbir mimari kalıcı olamaz. Önümüzdeki aylar, diplomasinin masa başı hesaplarıyla sahanın gerçeklerinin ne ölçüde örtüşeceğini gösterecek.

Illustration: Perplexity