Kozakou-Marcoullis The Levant Files’a konuştu: “Kıbrıs çözüme ‘bir adım’ uzaklıktaydı, ancak zaman ve siyasî irade tükeniyor olabilir”
Dr. Nikolaos Stelgias
Eski Dışişleri Bakanı ve eski Ulaştırma ve Bayındırlık Bakanı Erato Kozakou-Marcoullis, The Levant Files’a verdiği özel röportajda Kıbrıs meselesinin mevcut durumunu diplomatik bir bakış açısıyla değerlendirdi. Kozakou-Marcoullis, gerçek bir siyasî irade ortaya çıkmadığı takdirde adanın geri dönülmez biçimde bölünmeye sürüklenebileceği uyarısını yaptı.
Kıbrıs’ın en deneyimli diplomatlarından biri olan Kozakou-Marcoullis, adada çözüm arayışının yeni ve belki de son bir aşamaya yaklaştığı yönündeki değerlendirmelere temkinli yaklaştı.
“Çözüme yalnızca bir adım kalmıştı”
Hükûmetin dile getirdiği “nihai süreç” söyleminin gerçekçi bir beklenti mi yoksa iyi niyetli bir temenniden mi ibaret olduğu sorusuna yanıt veren Kozakou-Marcoullis, iyimser beklentiler yaratmaktan kaçındı.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin, Cenevre ve Crans-Montana’daki yoğun diplomasi döneminden sonra kayda değer bir ilerleme sağlayamadığını belirten eski bakan, görevini devretmeden önce halefine ilerletebileceği bir süreç bırakmak isteyeceğini söyledi. Ancak buna yetecek zamanın kalmadığını da vurgulayarak, “Kalan süre böylesine büyük bir ilerleme için gerekli manevra alanını bırakmıyor” dedi.
Kozakou-Marcoullis’e göre temel referans noktası 2017’deki Crans-Montana Konferansı. Tarafların o dönemde “çözüme yalnızca bir adım uzaklıkta” olduğunu ifade eden eski bakan, yıllar boyunca sağlanan uzlaşılar ile BM Genel Sekreterinin 30 Haziran 2017’de sunduğu altı maddelik çerçevenin kalan farklılıkları giderebilecek gerçek bir fırsat oluşturduğunu söyledi.
“Ancak bunun için gerekli siyasî irade ortaya konulamadı” diyen Kozakou-Marcoullis, “Ne yazık ki bizim tarafımız 6-7 Temmuz 2017 gecesindeki yemekte son derece olumsuz bir tutum benimsedi. Bunun sonucunda Genel Sekreter de bana göre yanlış bir kararla konferansın sona erdiğini ilan etti” ifadelerini kullandı.
Ona göre müzakereler Crans-Montana’da kaldığı yerden yeniden başlarsa stratejik bir anlaşmaya ulaşmak uzun sürmeyebilir. Ancak bugün böyle bir siyasî iradenin bulunduğundan ciddi şüphe duyduğunu söyledi.
Yeni Kıbrıs Türk liderinin seçilmesinden bu yana çözüm için gerekli zor kararları almaya hazır olunduğunu gösteren hiçbir işaret görmediğini belirten Kozakou-Marcoullis, “Son sekiz ayda sürekli isteksizlik, ağırdan alma ve oyalama gördük. Tek bir geçiş kapısının açılması konusunda bile ilerleme sağlanamadı. Zaman geçiyor ama çıkmaz ve durgunluk tablosu değişmiyor” dedi.
“Yeni bir plana değil, yol haritasına ihtiyaç var”
Eski Kıbrıs Türk müzakerecisi Özdil Nami’nin, BM’nin tamamen yeni bir çözüm planı hazırlamasının tehlikeli olacağı yönündeki uyarısını değerlendiren Kozakou-Marcoullis, bu görüşe tamamen katıldığını söyledi.
Kapsamlı bir çözüm için gerekli zeminin zaten mevcut olduğunu belirten eski bakan, bunun yıllar içinde sağlanan uzlaşılar ile BM Genel Sekreterinin çerçeve önerisi olduğunu ifade etti.
“Yıllar süren müzakereler sonucunda elde edilen uzlaşıların yeniden pazarlık konusu yapılması son derece tehlikeli olur” diyen Kozakou-Marcoullis, 2008’den bu yana sürecin Kıbrıslılar tarafından yürütülen ve dışarıdan dayatma içermeyen bir süreç olarak tanımlandığını hatırlattı.
Bu nedenle BM Genel Sekreterinin, tarafların onayı ve yeni bir Güvenlik Konseyi kararı olmadan iyi niyet misyonunu arabuluculuğa dönüştüremeyeceğini belirten Kozakou-Marcoullis, temel uzlaşıları ortadan kaldıracak tamamen yeni bir plan senaryosunu “gerçeklikten tamamen kopuk” olarak nitelendirdi.
Buna karşılık BM Genel Sekreterinin iki bölümlü yeni bir yol haritası sunabileceğini söyledi. Birinci bölümün çözümün içeriğine ilişkin güncellenmiş bir çerçeve, ikinci bölümün ise müzakere yöntemine ilişkin düzenlemeleri içerebileceğini belirtti.
Ayrıca Türkiye’nin yapıcı tutumunun Avrupa Birliği’nin sağlayacağı somut teşviklerle eş zamanlı ilerlemesi gerektiğini ifade ederek, Gümrük Birliğinin güncellenmesi, vize serbestisi ve SAFE gibi Avrupa savunma girişimleriyle daha yakın iş birliğinin bu sürecin parçası olabileceğini dile getirdi.
“Federasyon dışında başka seçenek yok”
Son dönemde sıkça dile getirilen “diyalog olsun ama Crans-Montana’daki federasyon modeline dönüş olmasın” yaklaşımına ise en sert eleştirisini yönelten Kozakou-Marcoullis, bunun “federal sistemi bilmemekten ve gerçekçilikten uzak olmaktan kaynaklandığını” söyledi.
“Benim için federasyon dışında başka seçenek yok” diyen eski bakan, “Ya federal çözüm üzerinde uzlaşacağız ya da bilinçli şekilde iki devletli çözümü kabul edeceğiz. Bana göre bu, Kıbrıs’ın geleceği açısından felaket olur” ifadelerini kullandı.
1960’taki üniter devlet yapısına dönüşün mümkün olmadığını, askerî yöntemlerle de işgalin sona erdirilemeyeceğini belirten Kozakou-Marcoullis, iki bölgeli, iki toplumlu federasyonun hem uygulanabilir hem de ideal çözüm modeli olduğunu savundu.
Bu modelde her toplumun eğitim, sağlık, sosyal güvenlik, kültür ve istihdam gibi vatandaşların günlük yaşamını ilgilendiren alanlarda kendi bölgesinde geniş yetkilere sahip olacağını belirten eski bakan; dış politika, savunma, ekonomi, para politikası, doğal kaynaklar, göç ve vatandaşlık gibi sınırlı sayıdaki yetkinin ise tek egemenlik, tek uluslararası kimlik ve tek vatandaşlık ilkeleri temelinde ortak federal hükûmet tarafından kullanılacağını söyledi.
Toprak düzenlemeleri konusunda 2017 Ocak ayında Cenevre’de yapılan harita değişiminin tarafları anlaşmaya oldukça yaklaştırdığını, güvenlik ve garantiler başlığında da önemli mesafe katedildiğini hatırlatan Kozakou-Marcoullis, asıl sorunun federasyon modeli değil, “yarım asrı aşan bu sorunu çözmek için gerekli büyük kararları alma cesaretinin gösterilememesi” olduğunu vurguladı.
Erhürman’ın dört şartı
Kıbrıs Türk lideri Tufan Erhürman’ın kapsamlı müzakerelerin başlaması için ortaya koyduğu dört ön şartı da değerlendiren Kozakou-Marcoullis, bunlardan siyasî eşitlik ile mevcut uzlaşıların korunmasına ilişkin iki şartı genel olarak kabul edilebilir buldu.
Müzakerelerin belirli bir takvime bağlanmasını ise “kısmen sorunlu” olarak değerlendirdi.
En ciddi çekincesinin ise dördüncü şart olduğunu belirten eski bakan, Rum tarafının masadan kalkması veya referandumda çözümü reddetmesi hâlinde Kıbrıs Türk tarafının mevcut statükoya dönmeye zorlanmaması yönündeki yaklaşımın dolaylı da olsa iki devletli çözüme kapı aralayacağını söyledi.
Bunun doğrudan ticaret, doğrudan uçuşlar ve uluslararası temaslardan sözde “KKTC”nin tanınmasına kadar uzanabilecek sonuçlar doğurabileceğini belirten Kozakou-Marcoullis, “Bu dördüncü ön şart doğrudan olmasa bile dolaylı biçimde taksime ve iki devletli çözüme götürüyor. Bana göre bu her ne pahasına olursa olsun önlenmeli” dedi.
Kozakou-Marcoullis’e göre bütün enerjinin olası bir başarısızlığın sonuçlarını tartışmak yerine yeniden birleşmeye odaklanması gerekiyor.
“Eğer şimdiden olası bir ‘hayır’ sonucunda neler olacağını, ayrılığın ayrıntılarını konuşmaya başlarsak yeniden birleşme yönündeki bütün teşvikler ortadan kalkar. Sonunda konuştuğumuz tek şey ayrılık, yani taksim olur ki bana göre bu en kötü senaryodur” diye konuştu.
“Statüko” gerçekten ne anlama geliyor?
Eylül 2024’te Kıbrıs Barış ve Diyalog Merkezi ile Decision-Peace girişimi tarafından yayımlanan ortak bildirinin imzacılarından biri olduğunu hatırlatan Kozakou-Marcoullis, bildiride müzakerelerin aşamalı, anlamlı ve sonuç odaklı biçimde yeniden başlamasının, çıkmazların çözümü için ortak bir mekanizma kurulmasının ve varılacak anlaşmanın iki toplumda eş zamanlı referanduma sunulmasının öngörüldüğünü söyledi.
Bildiride statükonun sürdürülemez olduğunun açıkça ifade edildiğini ancak katı takvim, tahkim ya da sözde “KKTC”nin tanınmasına ilişkin hiçbir ifadeye yer verilmediğini vurguladı.
Eski bakana göre statüko yalnızca Kıbrıs Türk toplumunun mevcut durumu değil; aynı zamanda Türk askerî varlığının sürmesi, adanın bölünmüşlüğünün devam etmesi ve 1963’ten bu yana Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yönetiminde yaşanan siyasî anormallik anlamına geliyor.
Bu görüşünü desteklemek için BM Genel Sekreterinin 22 Kasım 1993 tarihli Güvenlik Konseyi raporunu hatırlatan Kozakou-Marcoullis, raporda “Güvenlik Konseyinin kabul edilemez olarak nitelendirdiği statüko güç kullanılarak oluşturulmuş ve askerî güçle ayakta tutulmaktadır. Böyle bir statüko uzun vadede sürdürülebilir değildir” denildiğini aktardı.
2028 uyarısı
Röportajın sonunda değerlendirmelerini daha da sertleştiren Kozakou-Marcoullis, 2028 seçimlerine yaklaşılırken Rum siyasetinin yeni bir uzlaşıya hazır görünmediğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Nikos Christodoulides’in hükûmet ortaklarının büyük bölümünün iki bölgeli, iki toplumlu federasyona ya tamamen karşı çıktığını ya da ciddi çekinceler taşıdığını belirten eski bakan, ELAM’ın da parlamentonun üçüncü büyük partisi hâline geldiğine dikkat çekti.
Geçmişte Kıbrıs sorununun çözümünün birçok kez seçim hesaplarına kurban edildiğini hatırlatan Kozakou-Marcoullis, çözüm yanlısı güçlerin ortak bir hedef etrafında birleşememesi hâlinde bunun sonuçlarının “felaket” olacağı uyarısında bulundu.
The Levant Files’a verdiği röportajı şu sözlerle tamamladı: “Çözümden yana olan siyasî güçler farklılıklarını bir kenara bırakıp birleşmez ve Kıbrıs sorununun çözümünü en önemli hedefimiz hâline getirmezsek, elli yıl sonra da hâlâ adil bir çözümü tartışıyor olacağız. O zamana geldiğimizde ise işgal altındaki bölgeler Türkiye’ye entegre olmuş, tamamen Türkleşmiş olacak.”
