Skip to main content

Classic NL – Mind Radio

Loading metadata…

TLF'ın Görüşü: 1979'u Geri Kazanmak — İran Öncülüğünde Demokratik Bir Geçişin Gerekliliği



Yaklaşık yarım asır önce İran halkı, yirminci yüzyılın en büyük kitlesel halk hareketlerinden birini gerçekleştirdi. Bu, öğrencilerin, işçilerin, tüccarların, laik milliyetçilerin ve dindar kesimlerin yozlaşmış bir monarşiye karşı birleştiği gerçek ve geniş tabanlı bir devrimdi. Ancak bu devrim gasp edildi. Dinî kurumlar milyonlarca insanın enerjisini kendi denetimleri altına alarak, hiçbir zaman gerçek anlamda temsil etmedikleri bir halk adına hükmeden ruhban merkezli bir rejime dönüştürdü.

Bugün bu gaspın sonuçlarını görmezden gelmek artık mümkün değil. İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri'nin bir yılı aşkın süredir uyguladığı ekonomik ve askerî baskıya direnen İslam Cumhuriyeti, şimdi uzun yıllar boyunca en büyük düşmanı olarak tanımladığı güçle uzlaşma yolları arıyor. Rejim bombardımanlara dayanabileceğini ve saldırılar karşısında ayakta kalabileceğini gösterdi. Ancak İran halkına onurlu bir gelecek sunamıyor. Ekonomi harap durumda. Enflasyon ücretleri eritiyor, para birimi değer kaybediyor ve eğitimli genç kuşak kendi ülkesinde geleceğe dair bir umut göremiyor.

Uluslararası alanda İran, elinde kalan itibarı da riske atarak kalıcı bir dışlanmışlık konumuna doğru sürükleniyor. Ülke içinde ise tablo daha da karanlık. Muhalefet sürekli baskı altında faaliyet göstermeye çalışırken, devletin muhalif seslere verdiği cevap değişmiyor: darağacı ve cezaevi. İdamlar ve baskılar güç göstergesi değil; aksine, argümanlarını ve halk desteğini tüketmiş bir yönetimin elindeki son araçlar olarak öne çıkıyor.

İran halkı bunu hak etmiyor. İnsanlar 1979'da bir hesap vermez yöneticiyi başka bir hesap vermez yöneticiyle değiştirmek için sokağa çıkmadı. Kimsenin yukarıdan dayattığı bir ideolojinin rehinesi olarak yarım yüzyıl geçirmek istemedi. İran'ın tarihine, insan kaynağına ve potansiyeline sahip bir ülke, baskı ile yalnızlaşma arasında seçim yapmaya mahkûm edilmemeli.

Son gelişmeler rejimin bir süre daha ayakta kalabileceğini gösteriyor. Ancak hayatta kalmak meşruiyet anlamına gelmez; dayanıklılık da bir gelecek vizyonu değildir. Artık demokratik bir geçiş sürecini ciddi biçimde tartışmanın ve bunun nasıl gerçekleşmesi gerektiğini açıkça ortaya koymanın zamanı gelmiştir. Bu değişim yabancı bombalarla, dışarıdan tasarlanmış bir rejim değişikliğiyle ya da Washington'dan veya başka bir merkezden sunulan bir lütuf olarak gelmemeli. Dışarıdan dayatılan bir dönüşüm, geçmişteki ihanetin tekrarı olur; bir gaspın yerini bir başka gasp alır.

İran'ın ihtiyaç duyduğu geçiş süreci, bizzat İran halkının iradesi ve gücüyle gerçekleşmeli. Dış dünyanın görevi yön vermek değil, baskıyı meşrulaştırmayı reddetmek ve bunun bedelini en ağır şekilde ödeyen ülke içindeki insanlarla dayanışma gösteriyor. 1979 devrimi onlara ait. Kırk altı yıl sonra artık onu gerçek sahiplerine geri verme zamanı geldi.

İşçiler ve İran'ın bütün kültürel ve toplumsal renkleri; daha iyi bir gelecek için şimdi birleşin!