Skip to main content

Classic NL – Mind Radio

Loading metadata…

Erdoğan'ın Demokrasiye Yönelik Baskısı Türkiye'nin Müttefiklerini de Tehdit Ediyor*



Otoriter yönetim ve siyasi rakiplerin hapsedilmesi, NATO ile bölgesel istikrarı sarsabilir


Özgür Özel


Dünya liderleri gelecek hafta Ankara'da düzenlenecek NATO Zirvesi için bir araya gelirken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bu fırsatı güçlü bir lider görüntüsü vermek için kullanacak. Ancak bu görüntü, Türkiye'de demokrasinin giderek daha fazla baskı altına alınmasıyla ortaya çıkan derin kırılganlığı gizliyor. Hükûmet, ülkenin gerçeklerini dünyadan saklamaya çalışırken barışçıl göstericileri, avukatları, gazetecileri ve akademisyenleri gözaltına aldı. Bu durum yalnızca Türkiye için değil, başta Avrupa olmak üzere NATO müttefikleri için de ciddi bir risk oluşturuyor.

Türkiye'nin stratejik önemi tartışılmaz. Karadeniz'e açılan boğazları kontrol ediyor, Suriye, Irak ve İran'la komşu ve Avrupa'nın güvenliğini doğrudan etkileyen kriz bölgelerinin tam ortasında yer alıyor. Silahlı kuvvetlerimiz NATO'nun en büyük ordularından biri, savunma sanayimiz ise Avrupa'nın güvenliği açısından giderek daha kritik bir rol üstleniyor. Ancak bu stratejik gücün ardında daha karanlık bir tablo var. Enflasyon, resmî verilere göre bile yüzde 30'un üzerinde seyrediyor; tüketici güveni zayıf, milyonlarca insan ise on yıl öncesine kıyasla kendini daha yoksul, daha güvensiz ve geleceğe dair daha umutsuz hissediyor. Üstelik Türkiye, Avrupa'nın en kalabalık cezaevi nüfusuna sahip ülkesi hâline geldi. Bu da devletin toplumsal rızadan çok baskıya dayandığını gösteriyor.

İçerideki bu zayıflık siyasete de yansıdı. Erdoğan artık geçmişte olduğu kadar güçlü bir halk desteğine sahip değil. 2024 yerel seçimlerinde partisi, iktidara geldiği günden bu yana en ağır yenilgisini aldı. Benim 2023'ten bu yana genel başkanlığını yürüttüğüm Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), yerel yönetimlerde ülkenin en güçlü siyasi hareketi hâline geldi. Bunu emeklilerin geçim sıkıntısını, geleceğini göremeyen gençlerin umutsuzluğunu ve çocuklarına yeterli gıda sağlayamayan ailelerin sorunlarını merkeze alan bir siyasetle başardık. Sadece kendi seçmenimize değil, artık kendisini terk edilmiş hisseden eski Erdoğan seçmenlerine de ulaştık. Erdoğan'ın buna verdiği yanıt ise sisteminin ne kadar kırılgan olduğunu ortaya koydu. Gerçek bir siyasi alternatifle karşılaşınca devletin ve yargının gücünü kullanarak demokratik rekabeti ortadan kaldırmaya yöneldi.

Bu sürecin ilk büyük hedefi, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve CHP'nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu oldu. İmamoğlu, Mart 2025'te yolsuzluk, teröre yardım ve casusluk suçlamalarıyla tutuklandı. Bu suçlamalar yaygın biçimde siyasi saiklerle açılmış davalar olarak değerlendiriliyor. Ardından CHP'ye yönelik daha geniş çaplı operasyonlar başladı. O tarihten bu yana 30'dan fazla muhalefet belediye başkanı gözaltına alındı veya tutuklandı. Geçen ay ise mahkeme, CHP'nin beni genel başkan seçtiği kurultayı iptal etti. Yargı kararıyla görevden alındım ve Erdoğan karşısında defalarca seçim kaybetmiş eski bir genel başkan yeniden göreve getirildi.

Erdoğan, iktidarını tehdit etmeyecek, kendisine bağlı bir muhalefet oluşturmak istiyor. Seçimlerin yapıldığı ancak gerçek siyasi rekabetin ortadan kalktığı bir düzen kurmayı hedefliyor. Rusya ve Belarus bunun nereye varabileceğini gösteren açık örnekler.

Müttefiklerimiz baskıyı istikrarla karıştırmamalı. Demokratik rekabetin, toplumsal meşruiyetin ve hukukun üstünlüğünün olmadığı bir Türkiye, öngörülebilir ve güvenilir bir ortak olamaz. Böyle bir ortamda dış politika, ülkenin çıkarlarından çok iktidarın devamını sağlamaya hizmet eder. Erdoğan bugün Washington'a, yarın Moskova'ya, ertesi gün Pekin'e yönelebilir; tek ölçütü kendi siyasi geleceğini korumak olur. Böylece bir kişinin iktidarını sürdürme hedefi, Türkiye'nin millî çıkarlarının önüne geçer.

Daha yakın bir tehlike de var. İnsanların sandık yoluyla değişimin mümkün olduğuna olan inancını ortadan kaldıran bir yönetim, umutsuzluğu ve öfkeyi büyütür. Ekonomik kötü yönetim ve derinleşen yoksullukla birleşen bu tablo, toplumsal ve siyasi bir patlama riskini artırıyor. Böyle bir kriz Türkiye sınırları içinde kalmaz; Avrupa'nın güvenliğini, kritik enerji hatlarını, Orta Doğu'yu ve NATO'nun güney kanadını doğrudan etkiler.

Türkiye'nin geleceğini müttefiklerinin belirlemesini istemiyoruz. Türkiye'deki demokratlar, demokrasinin dışarıdan ithal edilmesini talep etmiyor. Dış müdahalelerle toplumları yeniden şekillendirme girişimlerinin yarattığı hayal kırıklıklarını, beklenmedik sonuçları ve başarısızlıkları fazlasıyla gördük. Bu mücadeleyi Türkiye halkı verecek. Vatandaşlarımız, tüm baskılara ve korkuya rağmen defalarca sandığa giderek, meydanlara çıkarak ve onurlarını savunarak değişim taleplerini barışçıl yollarla dile getirdi.

Erdoğan, NATO Zirvesi'nde kendisini vazgeçilmez bir lider olarak sunmaya çalışacak. Ancak hiçbir ülkenin stratejik değeri, demokrasisini yıkarak artmaz. Türkiye'nin müttefikleri, Erdoğan yönetiminin kendi çıkarları açısından taşıdığı riskleri açık biçimde görmek zorunda. Kısa vadeli jeopolitik hesaplarla otoriter yönetimlere meşruiyet kazandırmak tarih boyunca büyük bir hata oldu. Bu yaklaşım istikrar getirmekten çok, kaçınılmaz hesaplaşmayı daha da ağırlaştırdı.

Editörün notu: Bu makale ve beraberindeki fotoğraf ilk olarak 1 Temmuz 2026'da Financial Times'ta yayımlandı. Makalenin yazarı, Türkiye'nin ana muhalefet partisi Cumhuriyet Halk Partisi'nin (CHP) demokratik yollardan seçilmiş Genel Başkanı'dır. Yazıda kullanılan terminoloji, olayların ele alınış biçimi ve dile getirilen görüşler tamamen yazara aittir; bunlar The Levant Files'ın yayın politikasını veya editoryal yaklaşımını yansıtmak zorunda değildir.