Skip to main content

Özel Dosya: Levant’ın Savaşın Eşiğinde Geçirdiği 24 Saat



Bölge Uçurumun Kıyısından Nasıl Döndü?

ABD büyükelçiliklerinin güvenlik uyarılarından Suudi Arabistan’ın devreye girmesine, İran’ın tehditlerinden Donald Trump’ın son anda verdiği mesaja kadar 1-2 Ağustos gecesi Levant ve Basra Körfezi’ni büyük bir bölgesel çatışmanın eşiğine getirdi. Ancak son anda diplomasiye dar da olsa bir alan açıldı. Tehlike henüz geçmiş değil. Washington’ın saldırıları durdurma kararı şartlara bağlı, Hürmüz Boğazı krizin merkezindeki yerini koruyor ve bölge başkentlerinde alarm durumu sürüyor. 

Bölge Alarm Durumuna Geçti

1 Ağustos Cumartesi günü ABD’nin Orta Doğu’daki büyükelçilikleri, alışılmışın dışında kapsamlı güvenlik uyarıları yayımladı. Açıklamalarda, Amerikalı vatandaşlar “öngörülemeyen bir tırmanış” ihtimaline karşı uyarılarak bölgeden ayrılmayı değerlendirmeleri istendi. Bahreyn, Irak, İsrail, Ürdün, Kuveyt, Lübnan, Umman, Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’ni kapsayan uyarılar, Levant’tan Basra Körfezi’ne uzanan geniş coğrafyada ABD-İran geriliminin bölgesel bir krize dönüşebileceği endişesini ortaya koydu.

Vatandaşlara iptal edilebilecek uçuşlara ve ani hava sahası kısıtlamalarına hazırlıklı olmaları, yerel güvenlik makamlarının açıklamalarını yakından takip etmeleri ve şartların kötüleşmesi hâlinde hızla ayrılabilecek durumda bulunmaları tavsiye edildi. Ürdün’de Amerikalılardan daha önce İran füzelerinin hedef aldığı ABD askerî tesislerinden uzak durmaları istendi. İsrail’deki büyükelçilik ise sığınak hazırlıklarının önemini vurguladı. Lübnan’da ise zorunlu personel dışındaki görevlilerin tahliye edildiği uygulama sürdürüldü.

Levant açısından bu uyarılar sıradan seyahat tavsiyeleri değildi. Washington’ın yeni bir saldırı dalgasının İran’ın füze misillemeleri, ABD tesislerine yönelik saldırılar, İsrail’de alarm durumunun yükselmesi, hava sahalarının kapanması ve deniz ticaret yollarının baskı altına girmesi gibi zincirleme gelişmeleri tetikleyebileceği yönündeki değerlendirmesinin işaretiydi.

Trump Gerilimi Zirveye Taşıdı

Bu atmosferde ABD Başkanı Donald Trump, savaş ihtimalini güçlendiren sert açıklamalarda bulundu. Trump, ABD’nin “tetikte ve harekete hazır” olduğunu belirterek İran’a karşı İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana görülmemiş ölçekte askerî güç kullanabileceklerini söyledi.

Bu açıklamalar, Hürmüz Boğazı çevresindeki gerilimin yeniden yükseldiği ve İran’ın ABD bağlantılı hedefler ile Körfez’deki deniz trafiğine yönelik saldırı ya da tehditlerinin arttığı haftaların ardından geldi. Umman açıklarında iki deniz olayı yaşandığı bildirilirken, Kuveyt de İran’a ait insansız hava araçlarının ülke topraklarını hedef aldığını açıkladı. Bu gelişmeler, olası bir ABD saldırısının kısa sürede Körfez geneline yayılabilecek bir çatışmayı tetikleyebileceği endişelerini artırdı.

Trump, anlaşmanın ön şartları olarak Hürmüz Boğazı’nın derhâl ve tamamen yeniden açılmasını ve İran’ın nükleer tehdidinin ortadan kaldırılmasını gösterdi. Aksi durumda İran altyapısına yönelik yeni bir ABD saldırı dalgasının gündeme gelebileceği mesajını verdi.

Tahran’ın Uyarısı Körfez’e Yayıldı

İran ise kamuoyu önünde geri adım atmadı. Dışişleri Bakanı Abbas Araghchi, Washington’ı “maceracı” adımlar atmaması konusunda uyararak bunun sorumlularının sonuçlarına katlanacağını söyledi.

Tahran ayrıca komşu ülkelere, topraklarının veya askerî tesislerinin yeni bir ABD saldırısında kullanılması hâlinde misillemeyle karşılaşabilecekleri mesajını verdi. Bu uyarı, İran’ın füze ve İHA kapasitesinin hedefi olabilecek Körfez ülkeleri üzerindeki baskıyı daha da artırdı.

Böylece kriz, yalnızca ABD ile İran arasında yaşanan ikili bir gerilim olmaktan çıkarak tüm bölgeyi ilgilendiren diplomatik bir acil duruma dönüştü.

Arabulucular Devreye Girdi

Askerî baskının arttığı saatlerde diplomatik temaslar da hız kazandı. Suudi Arabistan, Türkiye ve Umman’ın yanı sıra Katar ile Pakistan da Washington ve Tahran arasındaki iletişim kanallarını açık tutmaya yönelik girişimlerde bulundu.

Özellikle Umman, ABD ile İran arasındaki dolaylı temasların merkezindeki ülke olmayı sürdürdü. Haberlere göre görüşmeler büyük ölçüde Umman üzerinden yürütülürken, İran heyeti daha önce de arabuluculuk müzakereleri için Maskat’a gitmişti. Suudi Arabistan ve Umman dışişleri bakanları da Araghchi ile ayrı ayrı görüşerek Hürmüz Boğazı ve bölgesel istikrar konularını ele aldı. Türk yetkililer de daha geniş kapsamlı diplomatik temas ağında yer aldı.

Krizin seyrini değiştiren en önemli siyasi girişimin ise Riyad’dan geldiği belirtiliyor. The Guardian’ın aktardığına göre Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, cumartesi günü Trump’ı telefonla arayarak planlanan saldırıları durdurmasını ve gerilimi düşürmesini istedi.

Bu yalnızca bir arabuluculuk girişimi değildi. Aynı zamanda İran’ın olası misillemelerinin ekonomik ve güvenlik sonuçlarıyla ilk karşılaşacak ülkelerden biri olan Suudi Arabistan’ın stratejik uyarısı niteliği taşıyordu.

Son Anda Gelen Geri Adım

Cumartesi gecesi geç saatlerde Trump, İran’a yönelik yeni saldırıları şimdilik durdurmayı kabul ettiğini açıkladı. Trump, İran’ın ve “diğer Orta Doğu ülkelerinin” kendilerinden süre talep ettiğini, çünkü “bir anlaşmanın ana hatlarında uzlaşı sağlandığını” söyledi.

Ancak bu kararın kalıcı değil, şartlı bir erteleme olduğunu vurguladı. ABD’nin saldırıları durdurması, kısa sürede anlaşmaya varılmasına bağlı olacak. Anlaşmanın ise Hürmüz Boğazı’nın tamamen açılmasını ve İran’ın nükleer programına ilişkin kaygıların giderilmesini içermesi gerektiğini belirtti.

Bu açıklama Washington’ın askerî baskıyı elinde tuttuğu mesajını verirken, arabuluculara da tehlikeli çıkmazı müzakere sürecine dönüştürebilecek bir alan açtı. Aynı zamanda Tahran’a da ABD’ye açık taviz verdiği görüntüsünü oluşturmadan yeni saldırıları önleme fırsatı sundu.

Barış Değil, Silahlı Bir Bekleyiş

1-2 Ağustos’ta yaşanan gelişmeler kalıcı bir ateşkes anlamına gelmiyor. Trump’ın açıklamaları, saldırıların ertelenmesinin hızlı bir anlaşmaya bağlı olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Washington, Hürmüz Boğazı ve İran’ın nükleer programına ilişkin taleplerini korurken askerî güç kullanma tehdidini de masada tutuyor. İran ise hem misilleme kapasitesini hem de bölgesel güvenlik üzerindeki baskı unsurlarını muhafaza ediyor.

Suudi Arabistan, Umman ve Türkiye açısından yürütülen arabuluculuk çabaları yalnızca diplomatik bir girişim değil. Amaç, ABD ile İran arasında çıkabilecek doğrudan bir çatışmanın Körfez’deki enerji altyapısını, deniz ticaret yollarını, Amerikan askerî tesislerini, İsrail’i ve zaten kırılgan durumdaki Levant güvenlik mimarisini sarsacak daha büyük bir bölgesel krize dönüşmesini önlemek.

Son 24 saatin sonunda Levant’ta tam anlamıyla bir sakinleşme yaşanmadı. Bölge, şimdilik çok daha büyük bir savaşın eşiğinden geri dönmüş görünüyor.