Resmî düzeyde Lefkoşa iki dilde taziye ve yardım mesajı yayımlarken, dijital platformlarda tanıdık bir nefret dili gün yüzüne çıktı.
Yazının orjinal, İngilizce versiyonu için tıklayınız.
Pazar günü Girne açıklarında alabora olan FİLO JET katamaran faciasında 8 kişinin hayatını kaybetmesi ve yaklaşık 20 kişinin kaybolması, adanın Kıbrıs Rum tarafında iki tamamen zıt tepkiye yol açtı. Resmî kanallardan gelen yanıt anında ve netti; ancak sosyal medyadaki yansımalar çok farklı bir tablo çizdi.
Resmî Kanallardan Hızlı Destek ve Taziye Mesajı
Hükümet Sözcüsü Konstantinos Letimbiotis, insan hayatının her türlü siyasi mülahazanın üzerinde olduğunu vurgulayan Yunanca ve Türkçe bir mesaj yayımladı. Letimbiotis, kamu radyo yayın kurumu RİK'e yaptığı açıklamada, Kıbrıs Rum yönetiminin arama-kurtarma operasyonuna destek olmak için ilk andan itibaren hazır olduğunu ve gerekli tüm imkânların seferber edildiğini bildirdi.
Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis, Kıbrıs Türk lideri ve uluslararası mecrada tanınmayan "KKTC"nin Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman ile temas kurulması talimatını verdi. Larnaka Müşterek Kurtarma Koordinasyon Merkezi, BM Barış Gücü (UNFICYP) aracılığıyla hava destekli arama-kurtarma teklifinde bulundu; ancak Kıbrıs Türk tarafının bu aşamada yardıma ihtiyaç duyulmadığını ilettiği duyuruldu. AKEL de Girne açıklarında yaşanan trajedi nedeniyle derin üzüntü duyduğunu açıklarken, iki lider arasında çarşamba günü yapılması planlanan görüşme Kıbrıs Türk tarafının talebiyle ertelendi.
Sosyal Medyadaki Tepkiler Uçurumu Derinleştirdi
Resmî makamların yapıcı tavrına karşın, sosyal medyadaki yorumlar ve tartışmalar çok farklı bir yöne savruldu. Bu kutuplaşmayı bizzat Kıbrıs Rum basını haberleştirdi.
Lemesos Blog, kamuoyunun bölündüğünü ve tepkilerin kazazedelerin kurtulmasını dileyenlerden yaşananlara açıkça sevinenlere kadar uzandığını aktardı. Tothemaonline’da yayımlanan bir köşe yazısında ise durum tüm çıplaklığıyla gözler önüne serildi. En ılımlı tepkiler, haber sitelerinin başlıklarında "işgal altındaki Girne" ifadesini kullanmamasına yönelik sitemlerle sınırlı kalırken, en uç noktalarda gemideki herkesin boğulmasını dileyenler, Kıbrıs Rum lehçesiyle felaketle alay edenler ve boğulan yolcularla ilgili haberlere ağlayan emoji konulmasına dahi itiraz edenler görüldü. Yazıda, insan hayatının değerinin kökene ve DNA'ya göre biçildiği, üstelik bu paylaşımların sahte hesaplar yerine gerçek kimlik ve fotoğraflarla, adeta bir "millî görev" bilinciyle pervasızca yapıldığı vurgulandı.
Köşe yazarı, benzer bir nefret dilinin Şubat 2023 Türkiye-Suriye depremlerinde de görüldüğünü hatırlattı. İşgal altındaki Mağusa'dan giden voleybol takımının 22 üyesi dahil 34 Kıbrıslının yaşamını yitirdiği o felakette de bazı çevreler yaşananları "ilahi ceza" olarak nitelendirmişti. Bu davranışların siyasi bir duruştan ziyade kapalı dijital yankı odalarında beğeni toplama amacıyla sergilendiği, platformların ve denetim yapmayan web sitelerinin de buna zemin hazırladığı belirtildi.
Kurumsal Duruş ile Sosyal Medya Gerçekliği Arasındaki Uçurum
Söz konusu nefret paylaşımları kısa sürede Kıbrıs Türk ve Türkiye medyasına da yansıyarak yankı buldu.
Ortaya çıkan tabloda iki temel noktanın altı çiziliyor: Bu düşmanca yorumlar tamamen münferit kişilerin eylemleri niteliğinde; hiçbir Kıbrıs Rum siyasi partisi veya resmî kurumu bu minvalde bir açıklama yapmadığı gibi, idarenin operasyonel refleksi doğrudan yardım teklifinde bulunmak oldu. Ayrıca, bu nefret diline yönelik en sert eleştiriler yine bizzat Kıbrıslı Rum okuyucular için Yunanca yorumda bulunan Kıbrıs Rum aydınlarından ve Türkçe taziye yayımlayan kesimlerden geldi.
Girne açıklarında yaşanan trajedi her iki toplumu da derinden sarstı. Ancak Yeşil Hat'ın Kıbrıs Rum tarafında asıl gözler önüne serilen gerçek, kriz anında doğru adımlar atan kurumsal refleks ile nefret refleksinden kurtulamayan çevrim içi kültür arasındaki derin mesafe oldu.
